İçeriğe geç

Canlılar arasındaki telkih meselesi öteden beri bilinmekteydi. Erkekteki spermin dişideki yumurta ile buluşması böyle bir aşılamaydı ve bu aşılamanın neticesinde yeni bir canlı yaratılıyordu. Bu aşılanma ve bunun neticesinde yeni bir varlığın meydana gelmesi, insanlar arasında olduğu gibi hayvanlar ve bitkiler arasında da cari idi. Bitkiler arasındaki üremenin olması için dişi ve erkek tohumun birbiriyle buluşturulmasının rüzgârlarla gerçekleştirildiği eskiden beri bilinen bir hâdiseydi. Kur’ân, yukarıda zikredilen âyetiyle bu umumî aşılamaya dikkati çekmenin yanında bilhassa bulutların telkihini nazara veriyordu ki bu çok yeni bir hâdiseydi. Zaten, “Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve bu sebeple gökten bir su indirdik.” siyakının da başka şekilde anlaşılması mümkün değildi.

Evet, rüzgârlar, bulutları birbirleriyle aşılamakta ve şart-ı âdi planında bunun neticesinde yağmur meydana gelmektedir. Evet bu sayede rüzgârlarla havadaki elektrik hattı aşılmış, iki zıt yüklü bulut birbirine girmiş ve beklenen izdivaç da hâsıl olmuştur. Bu izdivaç esnasında gök gürlemesiyle, şimşek çakmasıyla yağmurun yağacağı müjdesi büyük ölçüde sezilebilmektedir ki aslında (-) ve (+) kutuplu bulutlar arasında meydana gelen bu izdivaç, bütün canlıların ümit kaynağıdır. İşte bütün bunlar, Kur’ân’ın ifadesiyle bir “telkih”in neticesinde gerçekleşmektedir.

Bu telkih meselesi, günümüzde ortaya çıkmış bir konu değil. Çok eski zamandan beri bazı tefsirciler, aynı istikamette kanaat izhar etmişlerdir. Çünkü zaten Kur’ân’ın konuyla alâkalı ifadesi bütün sadeliği ile meseleyi ortaya koymaktadır. Müfessirler bugünün ilmî seviyesine göre bir üslûpla olmasa da, tohumlama işini çok erken kavramış ve büyük çoğunluk itibarıyla aynı şeyleri söylemişlerdir.

Evet, rüzgârlarla tohumlanmanın gerçekleştiği bir vak’adır; ama buradaki “aşılama” ifadesinden rüzgârların yağmuru getirecek bulutları aşılaması kastedildiği de meydandadır.

509