İşte bu yanlışlar nazara alınarak Kur’ânî hakikatlere bakıldığında onun çok erken dönemde farklı şeyleri işaretlediği görülecektir. 20. asırda pek çok ilim dalında olduğu gibi, astronomi ve jeoloji-jeofizik dallarındaki ihtisaslaşmalar da yeni yeni anlayışlar ortaya koydu. İşte bu terkip ve anlayışlar üzerine bina edilen teknik ve teknolojik unsurlar, bizim daha sağlıklı bilgilere ulaşmamıza yardım edecektir. Bu gelişmeler büyük ölçüde, Kur’ân’ın o mevzuyla alâkalı söylediklerini doğrular mahiyette olacaktır. En azından ilmî hakikatlerle onun arasında bir muaraza (çatışma) olmadığı görülecektir. Biz burada Kur’ân’ın, pek çok âyetiyle, küre-i arza ve semaya ait ilmî hakikatleri mücmel olarak fakat sarahate yakın bir keyfiyette ortaya koyacağına inanıyoruz.
K. Göğün Genişlemesi
Dünden bu güne ilim ve fikir adamları sürekli olarak göğü rasat etmiş ve bu yolda çeşitli teknik aletler geliştirmişlerdir. Ancak bu çalışmalar, bir önceki bölümde de işaret edildiği gibi, hakikat aşkı, ilim aşkı, araştırma aşkı gibi hususların her zaman canlı tutulamaması gibi sebeplerden ötürü ileriye götürülememiştir. Asrımız düşünürleri ise modern çağın bütün teknik ve teknolojik imkânlarıyla yeniden göğün derinliklerini tetkike yönelmiş ve eski malumatlara nazaran daha yeni, daha derin ve daha orijinal bilgiler elde edebilmişlerdir. Ve bu yeni bilgiler ışığında bir kere daha Kur’ân-ı Kerim’in modern ilimlerle çelişmediği hatta icmâlî mânâda onlarla tam uyumlu olduğu, hatta bazı konularda sunduğu fezlekelerle işi çok önde götürdüğü ortaya çıkmıştır.
İşte onun mucize beyanlarından kâinatın sürekli genişlemesiyle alâkalı bir âyet: وَالسَّمَۤاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ“Semayı Kendi (Kudret) ellerimizle Biz bina ettik ve (onu) sürekli genişleten de Biziz.”24
Dipnotlar
- 24 Zâriyât sûresi, 51/47.