İçeriğe geç

Zannediyorum, Kur’ân-ı Kerim’in güneş, sema ve dünyayla ilgili muhkem birer kanun hâlinde arz ettiği bu hususlar, astrofizik açısından ciddî bir tahlile tâbi tutulsa onun bütün asırları aştığı görülecektir; görülecek ve bunca teknik alet ve teleskoplarla milyarlarla ışık yılı29 uzaklıktaki cisimleri görme imkânına kavuştuğumuz şu günlerde, Kur’ân’ın ortaya koyduğu kanunların ne kadar sağlam olduğu bir kere daha müşâhede edilecek ve onun karşısına hangi nazariye ile çıkılırsa çıkılsın her zaman onun mu’ciz-beyan ifadeleri düşünce ve araştırma ufkumuzda parıl parıl parlayacaktır. Çünkü Kur’ân’ın üslûbu câmî olup, her asrın ilim ve irfanını işaretlemektedir. Ve bu yönüyle de o, her zaman eşsizliğin remzi olarak anılmaya devam edecektir.

Hâsılı, bir ikinci irade ile Cenâb-ı Hak semaları tanzim edip şekillendireceği ana kadar her şey bir “ratk” ve bir “duhân” halinde idi; Allah (celle celâluhu) onu “fetk” etti (ayrıştırdı, şekillendirdi). Dünya da o ratk’ın bir parçasıydı ve zamanla fetk’in bir önemli ünitesi hâline geldi. Derken, başta o da bir gaz kütlesi iken, zamanla soğudu, sımsıcak bir döşek, bir beşik, bir yuva, bir bağ ve bahçe hâline geldi; geldi ve insanoğlunun istifadesine sunuldu.

476