İşte bu noktada Kur’ân, ilim erbabına nihâî bir nokta çizmekte ve onları peşin hükümlü nazariyelere takılıp kalmaktan kurtararak sürekli yeni gelişmelerle varılacak son noktaya irşad etmektedir. O, doğrunun özü, esası ve icmâlidir; onda hatalar ve kırılıp dökülmeler bahis mevzuu değildir. O, kâinatı kudret ve iradesiyle idare eden Cenâb-ı Hakk’ın aziz bir kitabıdır ve onun ne önünde ne de arkasında bir bâtılın bulunması söz konusudur.
Nitekim Cenâb-ı Hak (celle celâluhu), onunla alâkalı şöyle buyurur: “O (kitap) aziz ve eşsiz bir kitaptır. (Öyle) ki ne önünden (gelecekten) ne de arkasından (geçmişten) onu boşa çıkaracak (iptal edecek) bir söz gelemez. O (kitap) hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen Hamîd (Allah) tarafından indirilmiştir.”2
Evet, bu Kur’ân, Azîz ve Hakîm olan Allah’ın kelâmıdır. Onun ne geçmiş ne de geleceğe ait ortaya atıp ifade ettiği haber ve tespitleri arasına herhangi bir bâtılın sızması mümkün değildir. O nazil olalı bin beş yüz seneye yakın bir zaman geçti; daha on binlerce sene geçse, yine de onun söylediği hakikatler, hiç mi hiç değişmeyecektir.
Evet, bir tarafta eskiyip unutulan nazariyeler, diğer taraftan da sönmez hakikatlerden haber veren Kur’ân âyetleri hep gürül gürül bu gerçeği haykırmaktadır. Bundan sonra da daha nice popüler nazariyeler eskiyip gidecek, ama Kur’ân ve onun haber verdiği hakikatler hiçbir zaman yıpranmayacak, aksine her zaman yeni nazil olmuş gibi tazeliğini koruyacaktır. Çünkü o, mutlak ilim sahibi Allah’ın ezel ve ebed soluklu mu’ciz bir beyanı ve harikulâde kelâmıdır.
C. Beşerî Nazariyeler ve Kur’ân Hakikatleri
Dipnotlar
- 2 Fussilet sûresi, 41/41-42.