Bu itibarla da ortaya konan faraziyeler, bugün için orijinal gibi görünse de, daha ilerideki asırlarda belki de pörsüyüp gidecektir. Ancak, pörsüyüp giden bütün bu şeylerin yanında eskimeyen ve pörsümeyen bir tek şey vardır ki, o da Kelâm-ı İlâhîdir. Evet ilmî hipotezler eskiyecek, teknik ve teknolojik vasıtalar yorulacak ve belki de bütün bunlar, neticede gidip Kur’ân’ın sarsılmaz ve yıkılmaz temel kaidelerine sığınacaklardır.
2. Kuşların Atmosferde Uçması
Kur’ân-ı Kerim’de kuşların atmosferde nasıl uçtukları ve hangi katmana kadar yükselebildikleri anlatılmakta ve bu husus anlatılırken de جَوِّ السَّمَۤاءِ47 tabiri kullanılmaktadır ki, bu tabirle, daha ziyade canlıların cevelangâhı olan biyosfer kastedilmektedir. Kur’ân’da bir “cevvi’s-sema”, bir de “sema” tabiri vardır ki, bunlardan ilki canlıların yaşamasına müsait olan hava tabakası; ikincisi de diğer bazı gazlar bulunmasına rağmen, canlıların teneffüs ihtiyacı olan yeterli oksijenin bulunmadığı hayata elverişli olmayan diğer tabakalardır.
Suyun içinde ve derinliklerinde, toprakta ve toprağın derinliklerinde, havada ve havanın derinliklerinde yaşayan her canlının sınırlarını aşamadıkları belli alanlar vardır. Kuşların havada rahatça cevelan ettikleri saha, Kur’ân’ın “cevvi’s-sema” tabiriyle ifade ettiği sahadır. Allah’ın bunları Kur’ân-ı Kerim’de anlatıp mü’minlerin nazarlarını bu noktaya celbetmesinde insanlar için belli hikmet ve gayeler gözetilmiş olsa gerek. Yoksa maksat, atmosfer veya havadaki hayatın nasıl olduğu, karada hangi canlıların yaşadığı vb. gibi bilgiler vermek değildir.
Dipnotlar
- 47 Bkz.: Nahl sûresi, 16/79.