Sekizinci Bölüm Kur’ân’da Terbiye
KUR’ÂN’DA TERBİYE
A. Kur’ân’ın İnsan Fıtratına Seslenmesi
Daha önceki bölümlerde de ifade edildiği üzere, dünya ve ahiret saadeti, insanlara fıtrat kurallarını öğreten Allah’ın kudsî fermanı ve O’nun nebisinin lâl ü güher ifadelerine uyup uygulamaya bağlıdır.
Evet, o baş döndürücü nizam ve âhengiyle Allah’ı anlatan şu “kitab-ı kebîr-i kâinat” bir ses ise, –tabiri caizse– bu sesi bir fonograf gibi plak üzerinde seslendiren de Kur’ân-ı Kerim’dir. İnsanlık, Kur’ân’a kulak verip onu dinlediği zaman, kâinatta cereyan eden hâdiseleri, onların ruh ve mânâsını, bu mânânın gönüllerde hâsıl ettiği heyecanı rahatlıkla duyabilir. Öyleyse insanın fikren seviyeli ve mazbut olması, insanî kemalâta namzet bulunması, varlık ve hâdiselerin ruhuna vâkıf olmasına; kalbî ve ruhî kemali ise, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın âyetlerine ve rehber-i ekmel, muktedâ-i küll Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) nurefşân ifadelerine mutlak mânâda inkıyada bağlıdır.
Buraya kadar arz etmeye çalıştığımız hususları iki maddede özetlemek mümkündür:
1. İnsanlığın ruhen ve kalben terakki etmesinde Kur’ân’ın sihirli gücünün tam duyulup hissedilmesi.. evet, bugüne kadar mükemmel fert, mazbut aile ve muntazam bir toplumun teşekkül ve teessüs etmesi, ancak Kur’ân-ı Kerim’in rehberliğiyle mümkün olabilmiştir. Öyle ise, hemen her zaman, mükemmel fert, muntazam aile ve toplumların oluşmasına rehberlik yapan Kur’ân-ı Kerim’in mu’ciz-beyan ifadelerinin, ümmî bir toplum içinde zuhur eden bir zatın karihasından çıkması kat’iyen söz konusu olamaz. Öyle ise o, ancak ve ancak Allah’ın kelâmıdır.
2. Değişik devir ve değişik coğrafyalarda, yüksek ahlâk ve insanî değerlerin temsilcisi olma gibi ideal toplumların yetişmesinde/yetiştirilmesinde bir kaynak olması itibarıyla Kur’ân eşsiz bir güce sahiptir ve benzeri yoktur. Öyle ise o lâhûtîdir.