İçeriğe geç

K. İslâm’da İdeal Aile Yapısı

Her şeye rağmen İslâmî bir yuvada, anne ve babanın muallâ bir yeri vardır. Bir âyet, konuyla alâkalı şunları söyler:

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (hizmetçi ve benzerlerine) ihsanda bulunun; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”31

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.” Yani hem “tevhid-i ulûhiyet” hem de “tevhid-i rubûbiyet” açısından Allah’ın eş ve ortağının olmadığına yürekten inanın. Sonra “tevhid-i ubûdiyet” mülâhazasıyla da sadece ve sadece bir olan Allah’a ibadet edin; edin ve ibadette O’na eş ve ortak koşmayın.

İşte bu üç tevhid anlayışı çok sıkı bir şekilde birbirine bağlıdır. Evvelâ Allah (celle celâluhu), rububiyetinde ve icraatında birdir. Öyleyse Allah’ın bu icraatının neticesi olarak irade sahibi kullar da ubûdiyette Allah’ı birlemeli ve O’nun birliğini içlerine çok iyi sindirmelidirler.

Bunun ardından Kur’ân, “Ana-babaya ihsanda bulunun.” ferman ediyor. Bu ifadeleriyle o, anne ve babaya büyük bir hak vererek, evlatlara, anne-babalarına tam bir ihsan şuuruyla iyilikte bulunmalarını, onlara daima himaye ve sıyanet ellerini uzatmalarını ve onlarla ilgilenmelerini emrediyor. Kur’ân, merkezde, anne ve babayı bu ölçüde nazara verdikten sonra, daireyi biraz daha genişleterek akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, köleye, hizmetçiye ve benzerlerine de iyilikte bulunulması gerektiğini hatırlatmayı da ihmal etmiyor.

609