İçeriğe geç

“De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir.” Herkesin kendisine muhtaç olduğu, el-etek açıp dilendiği, hâl, vicdan ve hissiyat diliyle kapısının tokmağına dokunduğu biricik Zât olan Hz. Allah’tır. İnsan, Cenâb-ı Hak’tan başka hangi şeye bel kırıp boyun bükerse büksün, bunların bir hususta yetmediğini görecektir. اَللّٰهُ الصَّمَدُ bu mânâyı ifade sadedinde, O, muhtaç olmayan, ama bütün ihtiyaçları gideren, dua edip yalvarmayanın da, yalvaranların da âh-u efgânlarını dinleyip dindiren biricik mercidir.

Evet, “O, ne doğurmuş ne de doğurulmuştur.” O’nun esbabla münasebeti, onları icraatına perde olarak kullanmaktan ibarettir. Ve bundan öte de sebeplerin hakiki bir tesiri yoktur. O, verâların.. verâların verâsında bir varlıktır. O, ne doğmuş ne de doğurmuştur. O’nun bir anne ve babası olmadığı gibi evlâdı da yoktur. O, mahlukata ait bu türlü nakise ifade eden evsafın, hepsinden münezzeh ve müberrâdır.

Bu âyetler, bütün sebeplerin, tabiatın, maddenin ve enerjinin kıymet-i harbiyelerini ortaya koymakta ve hakikî müessiriyeti sadece ve sadece Allah’a vermektedir. Bunun yanı sıra da şirk ve şirk kokan hususlara karşı tavır almayı, sebeplere O’nun emri olduğu için riayet etmeyi, ama ne olursa olsun, bütün kevn ü mekânlarda cereyan eden hâdiseleri de zatına bağlamayı zımnen ihtar etmektedir.

Evet, mü’minler, kalb ve vicdanlarını her türlü şirk ve şirk şaibesinden yıkayıp tertemiz hâle getirerek bu büyük hakikati ifade eden bu sûreye mutlaka kulak vermelidirler. Özellikle de bilgi elde etme yollarının alabildiğine kolaylaştığı, yazılı ve görüntülü yayın organlarında Kur’ânî hakikatlerin yayınlandığı bir dönemde artık her mü’min, kat’iyen tevhid hakikatine karşı yabancı kalmamalı ve Allah’ın ihsan ettiği imkânları mutlaka, iman, mârifet ve muhabbet adına değerlendirmeye bakmalıdır.

594