Evet, insan, başkalarının dalâlet, küfür ve küfranıyla meşgul olmak yerine, kendisinin hidayette olup olmadığı üzerinde durmalı ve istikamet adına hep kendini sorgulamalıdır ki, Hak nazarında kurtuluşa ermenin en kestirme yolu da bu olsa gerek.. evet, siz, hidayette olduktan sonra başkalarının dalâlet, küfür ve küfranı size asla zarar vermeyecektir.
Ayrıca Kur’ân-ı Kerim, bu tür âyetleriyle şu hususlara da dikkat çekmektedir:
1. Başkaları küfür ve küfran içinde bulunurken, bir Müslüman, kendi köşesine çekilip şahsî ibadet ü taat ve evrâd ü ezkârla yetinmemelidir; ehl-i dalâletin menfi yollarına alternatif olarak onun da temel disiplinlere göre bir yolu-yöntemi olmalıdır ve o, bu çerçevede hizmetlerini devam ettirmelidir.
2. Müslümanın vazifesi, ruh ve mânâ kökleriyle alâkalı evrensel değerleri neşretmek ve onu muhtaç gönüllere duyurmaktır. O, bu yolla ruhen perişan ve dâğidâr kimselerin imdadına koşmuş ve onlara mânen nefes alacakları bir ortam hazırlamış olacaktır.
3. O, bütün bunları yaparken, önüne çıkan engeller karşısında sarsılmadan –Allah’ın tevfik ve inayetiyle– bunların hepsini aşma azmiyle doğru bildiği yolda yürümeye devam etmelidir.
Evet, bütün bunlardan da anlaşılacağı üzere Kur’ân-ı Kerim, her şeyden önce ferdin ahlâk ve karakteri üzerinde durmakta ve âdeta diğer her şeyi bunun üzerine bina etmektedir. Ona göre şahsî hayatı müstakîm olmayan kimselerin mükemmel bir toplum ve millet oluşturması da bahis mevzuu değildir. Namazında, niyazında ve Allah’a teveccühünde, insanlarla muamelesinde samimî olmayan bir insanın mensup olduğu topluma bir hayır vaadetmesi de söz konusu değildir.