İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim, aile çapındaki en ufak bir idare mekanizmasından, devlet ve millet çapındaki en geniş ve sorumlulukları oldukça komplike bir sisteme kadar hemen her kademede sağlam ruh ve karakterin yetişmesine olabildiğine ihtimam göstermekte ve insanların her zaman faal, ruhen ve kalben terbiyeli olabilecekleri, Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanıp Allah’a yükselebilecekleri büyülü bir yolu gösterir:

“… Aralarında Allah’ın indirdiği Kur’ân’la hükmet ve onların heva ve heveslerine uyma. Allah’ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et…”9

Kur’ân’ın ilk muhatabı Nebi’dir. Allah bu âyetle ilk muhatabına âdeta şöyle seslenmektedir:

“Ey şanı yüce Nebi! Sen onların arasında Allah’ın sana indirdiği Kur’ân-ı Kerim’in ahkâmına göre davran ve zinhâr onun emirlerinden ayrılma; ayrılıp onların heva ve heveslerine uyma! Onlar, belki sana vahyi olarak indirilen bazı hususlarda seni fitneye sürüklemek, kararlarında yanıltmak isteyebilirler. Ayağını sağlamca bas!. Her zaman kararlı ol ve yüksek karakterinin gereğini yerine getir; zaten senin gibi yüce bir ruha ve mehbit-i vahy-i ilâhî olan bir kalbe sahip bulunan birinin, onların heva ve heveslerine uyması da söz konusu değildir ya.. öyle ise, bir kere daha konumunu ve konumuna göre duruşunu gözden geçir; Hak’la onlar arasındaki vesileliğin gerekleri olarak, Cenâb-ı Hakk’ın ahkâmına saygıyı gönüllere hâkim kılıp, her işlerinde onları Allah’a yönlendir; yönlendir ki, bu sayede onlar arasında huzur ve sükûnet teessüs edecek ve onlar için insanca yaşama imkânları doğacaktır.”

583