İçeriğe geç

Allah Teâlâ, Rubûbiyet-i âmme tecellîsiyle kâinattaki cebrî kanunlar içerisinde, insanlara bir ahlâk nizamı göstermektedir. Buna karşılık onlar da ilimlerin diliyle o ahlâka uyarak buna mukabele etmelidirler. Cenâb-ı Hak, o ilimleri, Kur’ân-ı Kerim ile bize anlatmakta ve şahsî hayatımızda, ruh dünyamızda, kalb ve sır âlemimizde inkişaf etmemizi, Kur’ân’ı anlamaya bağlamaktadır. Aslında biz, yukarıda zikredilen bu iki meseleyi birlikte mütalaa ederek, namazlarımızda laakal günde kırk defa “Hamd, bütün âlemlerin terbiyecisi Allah’a mahsustur.”14 diyor ve bu ahd ü peymâna olan sadakatimizi tekrar ber tekrar ilan ediyoruz.

F. Allah Ahlâkıyla Ahlâklanmak

Cenâb-ı Hak, kâinattaki en devâsâ nebülözlerden, insanın vücudundaki hücrelerin en küçük parçacıklarına kadar her şeyi hareket ettirmekte ve insanla, bu âlemler arasında sürekli münasebetler kurmaktadır. İşte Allah’ın bu türlü icraatı ve böyle bir icraatla her şeyi belli bir kemale sevk etme gibi O’na mahsus mukaddes ahlâkın keyfiyetinden şu hususları anlamak mümkündür:

Allah ahlâkı ile ahlâklanmak, O’nun dış âlemler (âfâk) ve iç âlemler (enfüs)de bize duyurmak istediği şeyleri bir vâhidin birbirini tamamlayan iki yüzü gibi duyup değerlendirmek ve bütün hissettiklerimizi Kur’ân’a bağlayıp onda dinlemeye çalışmak… Evet biz, Kur’ân-ı Kerim’de hayat prensipleri olarak vaz’edilen meseleleri amelî olarak tam tatbik ettiğimiz zaman –Allah’ın tevfik ve inayetiyle– umum hayatımız da düzene bir ölçüde girecek, zannediyorum biz de işte o zaman ikilemlerden kurtulmuş olacağız.

589