İçeriğe geç

Gerek anne-babanın çocuklarına, gerekse çocukların anne-babalarına karşı terettüp eden vazifelerini yerine getirmemeleri ve aralarındaki sevgi ve hürmet hislerinin kırılmasından dolayı bir kısım problemler meydana geleceği ve geldiği açıktır. Bu problemlerin giderilmesi ise her ferdin kendisine terettüp eden vazifeyi bihakkın ifa etmesine ve aralarındaki sevgi ve hürmet bağlarının canlandırılmasına, canlandırılıp temadî edilmesine bağlıdır.

Günümüzde anneler-babalar, hiçbir asırda görülmedik şekilde evlat ve torunlarının saygısızlık ve hakaretlerine maruzdurlar. Evlerde bir fazlalık ve huzursuzluk kaynağı olarak görülmeye başlanan anne ve babalar, evlat ve torunlarının sevgi ve ilgisine en fazla muhtaç oldukları bir dönemde, “huzurevleri” adı altında “huzursuzluk evleri”ne kapatılmaktadırlar ki bunun mânâsı, anne ve babayı, kapı ve penceresi olan, demir parmaklıkları eksik bir hapishaneye tıkıp onlardan kurtulmak demektir.

Böyle bir davranış, anne ve babasına karşı sözde çok saygılı olan evlatlarının güya onlara karşı yaptıkları bir vazifedir. (!) Aslında böyle bir muamelenin arkasında “Gidin ne hâliniz varsa görün. Hayattan kâm almamız konusunda bize ayak bağı olmayın!”mülâhazası söz konusudur. Bu mânâyı kamufle edip anne ve babayı psikolojik olarak rahatlatmak için o huzursuzluk evine “huzurevi” denmesi neticeyi değiştirmeyecektir. Zira böyle bir muamelede anne-babanın nefret edilip istenmediği açıktır. Gerçi o anne-babalar da –istisnalar hariç– böyle bir muameleye müstahak gibidirler. İhtimal onlar da, zamanında evlatlarına karşı yapmaları gereken vazifelerini yerine getirmemişlerdir. Türkçemizde bir atasözü vardır: “Ne ekersen onu biçersin.” Demek ki iyi şey ekilmemiş ki şimdilerde de iyi bir şey biçilmiyor. Bu açıdan da, huzurevlerini hazırlayanlar, anne ve babalarının huzurunu isteyen evlatlar değil (!) daha evvel evlatlarına sahip çıkmayan zavallı anne ve babalardır denebilir.

608