Benzer bir durum Kâ’b b. Mâlik (radıyallâhu anh) için de söz konusudur. Şöyle ki, Tebük gazvesine mazeretsiz olarak katılmayan, fakat doğru söyleyerek Allah’tan af dileyen ve inen âyetlerle hakkında af fermanı çıkan;42 bunun üzerine de bir şükür ifadesi olarak, “Ey Allah’ın Resûlü! Mazhar olduğum bu aftan ötürü bütün malımı Allah ve Resûlü yoluna bağışlamak istiyorum.” diyen Kâ’b b. Mâlik’e, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Hayır, hepsi olmaz. Bir kısmını kendine ayır, bu senin için daha hayırlıdır.”43 buyurarak aile fertlerinin haklarının korunması gerektiğini ferman etmişlerdir.
Aile hukukunun bahis mevzuu olduğu bir yerde pek çok tasarrufun sınırlarının daraltıldığına dair Asr-ı Saadet’ten daha başka misaller vermek de mümkündür. Ancak, biz sözü daha fazla uzatmamak için son bir misalle mevzuu noktalamak istiyoruz:
İslâm’da irşad, bütün Müslümanlar üzerine umumî ahvalde farz-ı kifaye, hususî şartlarda ise (cem’u nefir hâli) farz-ı ayn derecesine yükselen yüce bir emirdir. İşte böylesine ehemmiyetli bir emre itaat etmek için bir sahabi, Allah Resûlü’nün huzuruna gelerek sefere iştirak için izin ister. Peygamber Efendimiz, o kişiye –hayatta olduklarını bildiği hâlde– “Annen baban hayatta mı?” diye sorar. Sahabi, “Evet” cevabını verince Rahmet Peygamberi, “Onlara (hizmet de cihad sayılır), sen onlara hizmet ederek cihad yap.” buyurur.44
Evet, İnsanlığın İftihar Tablosu, farz-ı ayn olan bir meselede bile, eğer evlâdın nazarını anne-babaya çeviriyorsa, evlâdın anne ve babasına karşı ne denli ağır sorumlulukları olacağı üzerinde durulmaya değer…
Dipnotlar
- 42 Tevbe sûresi, 9/117-119.
- 43 Buhârî, vesâyâ 16, cihâd 103, menâkıb 23; Müslim, tevbe 53.
- 44 Buhârî, cihâd 138, edeb 3; Müslim, birr 5.