İçeriğe geç

Kur’ân:قُلْ يَۤا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلٰى كَلِمَةٍ سَوَۤاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِه۪ شَيْئًا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ “(Resûlüm!) de ki: Ey Ehl-i Kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan şu çağrıya gelip icabet ediniz: Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım; ayrıca Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rab edinmesin. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: ‘Şahit olun ki biz Müslümanlarız!’ deyiniz.”17 fermân-ı sübhânisiyle –müşrikler anlamasa da– Hristiyan ve Yahudilerin ve onların içinde de ilim ehlinin dikkatleri çekilerek böylesine ulvî bir çağrıda bulunulmaktadır:

Ey Hristiyanlar, Yahudiler ve hususiyle de ilim ehli olanlar! Geliniz, aramızda müşterek olan bir kelime üzerinde –Allah’a imanda ve tevhidde– anlaşalım. Zira her şeyin O’na muhtaç bulunduğu Allah hakkında anlaşmak sizin de bizim de en önemli ve hayatî meselemizdir. Gelin, “Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim. O’na hiçbir şeyi eş koşmayalım.” Yani, Allah’tan başkasına kul olmayalım. Zâtında eşi ve ortağı olmayan Allah’a eş, ortak aramayalım. Zira kâinatı kabza-i tasarrufunda tutup çeviren sadece O’dur. Bütün sistemler ve bütün kevn ü mekânlar, O’nun azamet ve ulûhiyeti karşısında âdeta bir zerre mesabesindedir. Dolayısıyla kâinat da biz de Cenâb-ı Hakk’a muhtaç ve medyun olduğumuz, O’nun da eşi ve ortağı olmadığı hâlde, hayallerimizde O’na eş ve ortak koşmak suretiyle gelin kendi kendimize yazık etmeyelim.

595