İçeriğe geç

Bu ve bunun gibi âyetlerle Kur’ân hep ideal bir aile fotoğrafı ortaya kor. Bu aile içindeki bütün fertler, faaldirler. Her fert, kendisi için mukadder hedef istikametinde ve kemale erme yolunda Rabbü’l-âlemîn olan Allah’ın terbiye edici kanunlarına uygun hareket ederek kendi “arş-ı kemalât”ına koşar. Bu aile içinde her zaman ruhlara inşirah verecek şekilde bir samimiyet ve huzur nümâyândır.

İşte böyle sıcak bir aile atmosferinde vazifelerini hakkıyla ifa eden her ferde, daha sonra, Kur’ân biraz daha büyük bir aile sayılan devlet ve millet bünyesindeki vazifeleri hatırlatarak, “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülü’l-emre (idarecilere) de itaatte bulunun.”8 diyerek, münasebet alanını daha genişleterek yeni bir kısım sorumluluklara kapı aralar; aralar ve hepimize: Mü’minler, hepiniz, hâkim-i mutlakınız olan Allah’a, râi-i mutlakınız olan Resûlullah’a ve bir de sizin içinizden çıkıp sizinle aynı duygu ve düşünceyi paylaşan idarecilerinize itaat ediniz, fermanıyla sözü bağlar.

Böylece, fertte başlayıp gelişen vazife ve sorumluluk şuuru gider ta millet çerçevesine ulaşır ve bir cennetlikler toplumu olarak herkesi yüksek ufuklara yönlendirir. Evet, Kur’ân’ın çerçevesini çizdiği devlet ve millet ailesi içine girildiğinde, onun bütün fertlerinin kendilerinden olan idarecilere karşı itaat ettikleri; onları, baba-kardeş-evlat şeklinde gördükleri, böyle her tarafta tüter durur ve böyle bir ülkenin her yanında üfül üfül cennet yamaçlarının esintileri hissedilir.

582