İçeriğe geç

Bir kere daha hatırlatalım ki, böyle bir toplumda ağırlık noktasını teşkil eden, anne ve babadır. Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Allah, size annelerinizin haklarına riayeti tavsiye etmektedir. –O, bunu üç sefer tekrarladı.– Sonra da Allah size babalarınızın haklarına riayet etmenizi tavsiye etmektedir. Ayrıca O size akrabalarınızın haklarına yakınlık derecesine göre riayet etmenizi de tavsiye etmektedir.”35 fermanlarıyla bu önemli gerçeği vurgular.

Bu hadis-i şerifte, merkez ve muhit hattında bulunan herkes nazara verilir ve yakınlık derecesine göre onların haklarına riayet edilmesi gerektiği hatırlatılır ki, bu da meselenin ani’l-merkez cihetidir. Nitekim yukarıda zikredilen “Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (hizmetçi ve benzerlerine) ihsanda bulunun.” âyet-i kerimesinde önce anne ve babaya ihsanda bulunulması emredildikten sonra, ihsan dairesi yakından uzağa doğru genişletilmektedir.

Bu yapılırken de kabile ve aşiret anlayışı ile atalarla iftihar düşüncesi silinip atılmakta ve “Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir.”36 buyrularak ailenin bugünkü hâlinin ne olduğu tespit ve tayin buyrulmaktadır.

Nitekim Efendimiz mevzuyla alâkalı bir başka hadis-i şeriflerinde de şöyle buyururlar: “Şüphesiz Allah, sizden cahiliye duygu ve düşüncesini ve babalarınızla iftihar etmeyi silip atmıştır.”37 Elbette burada, babalarla iftihar etmenin silinip atılması, âbâ u ecdâda sövmek mânâsında değildir; burada üzerinde durulan husus, fertlerin atalarıyla övünmeyi bir tarafa bırakıp kendi duruşları ve konumlarını gözden geçirmelerinin önemidir.

612