İçeriğe geç

Evet, bu çağın insanı, o çok ileri teknolojileri sayesinde, bu ilâhî bişâreti kısmen dahi olsa idrak etmiş sayılırlar. Evet bugün, insan anatomisine ait pek çok sır keşfedilmiş, elektron mikroskoplarıyla insan didik didik edilip taranmış, âfâk ve enfüste daha nice derin araştırmalar yapılmış ve âdeta gaybın kapıları aralanmış gibi bir durum söz konusudur.

Ayrıca burada şöyle ince bir nükteden de söz edilebilir: Kur’ân, insan ve kâinatı aynı anda ve aynı ehemmiyet ve hassasiyet içinde, birini diğerine tercih etmeyip ikisini birden insanoğlunun nazarına sunmakta ve tam bir bütünlük içinde bütün varlığın anlaşılmasını dilemektedir. Bununla O, insanın iç derinliklerinden, kâinatın enginliklerine uzanan çizgide bütün varlığın araştırılması gerektiğini, ilahi âyetlerin keşfedilmesi gayretinin gösterilmesini, araştırmacı ve mütecessis ruhların bütün tecessüs kabiliyetlerini kullanmaları gerektiğini vurgulayarak hamiyetli ruhlara bir “Arş!” emri vermektedir.

İşte bu ince nükte de göstermektedir ki, müspet ilimlerde dahi istikamet aranacaksa, insan-kâinat ve Allah münasebeti gözardı edilmeden küllî bir yaklaşımla yapılan araştırmalar sayesinde hem âfâk hem de enfüse açılmak suretiyle bu mümkün olacaktır.

Hâsılı Kur’ân-ı Kerim, yerler, gökler ve topyekün varlık hakkında verdiği bilgilerden o kadar inandırıcı bir üslupla bahsetmektedir ki, insanlığın, keşif, tespit ve yeni buluşlarında ilerledikçe, hemen her ilmî merhalede Kur’ân gerçeğiyle karşılaşacağı O’nun âyetlerinde vurgulanmakta ve her şeyin Allah’a bağlanacağı günlerin geleceği hatırlatılmaktadır.

420