İçeriğe geç

Dikkat edilecek olursa burada mesele hiçbir tevil ve tefsire girilmeden ve tamamen asrın mantığına ve ilimlerin ulaştığı seviyeye uygun olarak ortaya konmuştur. Kur’ân, semanın durmadan genişletilmekte olduğunu لَمُوسِعُونَ şeklindeki beyanıyla tekitli olarak ifade etmiş ve bununla, kâinatın genişlemesinde kat’iyen kimsenin şüphe duymaması gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca burada, konu anlatılırken isim cümlesi kullanılmaktadır ki, fiil cümlesi, tekrar ve teceddüt ifade etmesine karşılık, isim cümlesinin devam ve sebata delâleti de, kâinatın genişlemesinin devamlılığını ifade açısından gayet mânidardır.

Bu açıdan 14 asır önce nazil olmuş bir kelâmın 20. asırdaki keşif ve tespitlerle mütenakız bulunmayışı bile, o kelâmın “Kelâmullah” olduğunu göstermesi bakımından yeter zannediyorum. Aslında böyle bir kelâmı Allah’ın ilm-i ezelîsine bağlamadan izah etmek de mümkün değildir. Evet, Kur’ân, Allah’ın mu’ciz bir kelâmıdır ve O’ndan başka bir varlığa izafe edilmesi de asla söz konusu olamaz.

Ayrıca burada, kâinatın genişlemesi bildirilirken çok önemli bir diğer gerçeğe de işaret edilmektedir. Şöyle ki, kâinatın belirli bir sâbite ile sürekli genişlemesinin kesin ve temel bir neticesi vardır ki, eğer zamanda geriye doğru gidilecek olursa kâinatın da küçüldüğü görülecektir. Kâinat devamlı genişlediğinden dolayı, yüz sene evvelki kâinat, şimdiki hâlinden daha küçüktür. Binlerce, hatta milyonlarca sene önceki kâinatın şimdikinden daha küçük olması, ilmî hiçbir itirazın söz konusu olmadığı son derece çarpıcı bir gerçektir. Bu şekilde yeteri kadar maziye gidildiğinde, nokta kadar küçük, fakat sonsuz sıcaklıktaki nüve bir kâinatla karşılaşılacaktır.

466