İçeriğe geç

Allah (celle celâluhu), kâinatta, bir nokta-i nazara göre “ism-i Zâtıyla”, diğer bir nokta-i nazara göre, “ism-i Rahmânıyla” tecellî ederek mutlak planda ve mutlak mânâda öylesine bir hâkimiyet izhar etmiştir ki, bu hâkimiyet karşısında insan belli çerçevede mahkûm ve mecburdur. Ama Cenâb-ı Hak, rahîmiyetinin gereği olarak Kur’ân-ı Kerim’i insanın eline vermiş ve onu muttarit dönen bu cebri dolabın içinde herhangi bir tarafa çarpmayacak şekilde –tabiî Kur’ân’ın rehberliğinde– hedefine sevk etmektedir.

Bu yürüyüş esnasında yürüyen merdivenlere binen veya döner kapıların arasından geçen insanların, yükselmek ve içeriye girmek için kendilerini onlara uydurma zorunda oldukları gibi, insan da dönen bu cebrî dolapların içinde, etrafa çarpmamak için Kur’ân’ın rehberliğinde onun prensiplerine riayet etmek suretiyle kendini korumaya almalıdır. Bu dolaplar kendi kuruluş disiplinlerine göre sürekli dönmektedirler. Beşerin bunlara müdahale etmesi de mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla hiçbir hareketin, bunlara ters olduğu müddetçe muvaffak olması söz konusu değildir. Zaten, hiçbir nebi de bunlara ters olarak ümmetine herhangi bir mesaj vermemiştir.

Bundan da anlaşılmaktadır ki, Kur’ân-ı Kerim ve nebilerin bütün himmet ve gayretleri, insanların nazarlarını bir ölçüde fıtrata çevirmek ve fıtratın değişmeyen kanunlarıyla onların uyumlarını sağlamaktır. Bu itibarla da insan, fıtratla içli-dışlı yaşamalıdır ki, ayakta kalabilsin. Bunu temin edecek olan da ancak Kur’ân ve Sahib-i Kur’ân olan Allah Resûlü’dür (sallallâhu aleyhi ve sellem). Nitekim O, bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“On şey fıtrattandır: Bıyığın kesilmesi, sakalın bırakılması, misvak, istinşak (burna su çekmek), mazmaza (ağza su çekmek), tırnakları kesmek, parmak mafsallarını yıkamak, koltuk altını yolmak, etek traşı olmak, intikâsu’l-mâ (istinca) yapmak.”106

567