“Allah o Zât-ı Ecell’dir ki, gökleri sizin de görüp durduğunuz gibi direksiz yükseltmiştir.”40
N. Gece ve Gündüzün Başına Sarılan Sarık
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın, ilim, fen ve tekniğe ışık tutacak mesajlarından biri de “gece ile gündüzün birbirinin başına sarık gibi dolandığı” türünden mecazî fadeleridir. 14 asır öncesinin mantık ve idrak ufkuna riayetle beraber 20. asır ve daha sonraki dönemlere de ışık tutan bu âyetler, bilhassa güneş ile dünya arasındaki ilginç münasebeti ortaya koymada fevkalâde orijinaldir:
خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ يُكَوِّرُ اللَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى
“(Allah) Gökleri ve yeri hak ile yarattı. O sürekli geceyi gündüzün üzerine doluyor, gündüzü de gecenin üzerine doluyor. O güneşi ve ayı buyruğu altına aldı ve her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir..”41
“Tekvir” kelimesi, Arapça’da bir şeyi sarmak, yumak hâline getirmek ve dolamak demektir ki, sarığın başa sarılmasına da “kevru’l-ımâme” denmektedir. Her şeyden önce âyetteki ifadeler ve seçilen kelimelerin hususiyetleriyle açıkça dünyanın küre şeklinde olduğu vurgulanmaktadır. Evet, gece ile gündüzün dünyanın başına birer sarık gibi sarılmakta olduğu ifadesi gayet mânidardır. Aynı zamanda âyet, bu işin sürekli olduğunu ifade etmekte ve her zaman gecenin, zulümatıyla etrafı karanlığa boğup gündüzü takip etmesini ve böylece mevcut sistemin, âdeta bir mekik gibi işleyip durmasını anlatmaktadır ki, bunlar oldukça ciddî ipuçları sayılırlar.
Şu âyet, ilk beyandaki iphamı daha bir açar:
إِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا
Dipnotlar
- 40 Ra’d sûresi, 13/2.
- 41 Zümer sûresi, 39/5.