İçeriğe geç

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, kendine has ifade ve üslûbuyla ele aldığı konuları öyle bir titizlikle ortaya koyar ki, fünûn-u müspete onca geniş imkânlarla her şeyi gayet net tespit ettiği hâlde, onun Kur’ânî ifadelerin derinliği ölçüsünde ve ihtimallere açık bir üslûpla aynı şeyleri ifade edebildiği söylenemez. 20. asrın her şeyi tek gözle gören maddeci ve materyalist zihniyeti, Kur’ân’ın bu yüce hakikatlerini –hiç olmazsa çağla uyumunu– görmezlikten gelse de, onun neşrettiği hakikatlerin yayılmasına ve gönüllere girmesine mâni olamayacak ve buna gücü de yetmeyecektir. Zira ilimler geliştikçe Kur’ân daha da iyi anlaşılmakta ve gençleşmektedir.

İhtimal bir gün müspet ilmin bütün dalları, Kur’ân’ın Allah kelâmı olduğunu haykıracak ve yeryüzünde yeni bir Kur’ân çağı başlatacaklardır. Zira ilmin araştırma alanı, Allah’ın baş döndüren bir sanat meşheri ve sırlı bir kitabıdır. Yer küreyi yumurta gibi şekillendiren, güneşi dev bir mum gibi semaya yerleştiren, nebülözleri ve koca sistemleri tesbih taneleri gibi elinde evirip çeviren, mutlak kudret sahibi olan Allah’tır. Aynı zamanda insanın derinliklerine, kalbine ve hissiyatına nazar eden ve onun iç âlemini de baş döndürücü bir keyfiyet ve zenginlikte dizayn eden yine O’dur.

Ö. Kur’ân’da Atmosferle İlgili Gerçekler

1. Farkında Olmadığımız Nimet: Atmosfer

İnsan, çok defa Cenâb-ı Hakk’ın ihsan ettiği nimetlerin farkında olamaz. Bazen de olsa bile gereği gibi şükrünü eda edemez. Öyle zamanlar olur ki o, ülfet ve ünsiyetin kıskaçları arasında, bakarken görmez, gördüklerini değerlendiremez ve bin bir nimet içinde yüzüp durduğu hâlde, her yandan kendini kuşatan bu nimetlerin farkına bile varamaz.

487