İçeriğe geç

Dünya ise, üzerinde, Allah’ın türlü türlü nimetleriyle perverde olduğumuz ve Kur’ân’da kendisinden bir “beşik”25 olarak bahsedilen, Cenâb-ı Hak tarafından insanın hizmetine tahsis edilmiş bir tayyare, bir semavî gemi ve bir binektir.

Dünyanın böylesine muhteşem bir şekilde hazırlanması, güneşin belli vakitlerde doğup, dev bir mum gibi dünyayı aydınlatması, belli vakitlerde de gidip guruba kapanarak insanın istirahatine zemin hazırlaması ve onun kendi sistemi içindeki hareketi, kendine bağlı cisimler üzerindeki müessiriyeti, ziyası, renkleri, farklı istidatların gönüllerine farklı ilhamları ile öteden beri düşünürlerin kafasını hep meşgul edegelmiştir. İlk çağdan beri düşünce, fikir ve ilim adamları, güneş sisteminin teşekkülü, dünyanın meydana gelmesi ve bunun semavî sistemlerle münasebetleri vs. gibi konular hakkında pek çok nazariyeler ortaya atmışlardır.

Dünya ve güneşle ilgili –bir nazariye de olsa– ilk derli toplu malumatı Buffon vermiştir. Buffon’a göre güneş, önceleri garip, yalnız, kimsesiz bir yerde bir gaz yığını hâlinde meskûn olup, hâlihazırdaki bütün aktiviteleri kendi içinde ketmedilmiş bir vaziyetteydi. Daha sonraları bir kuyruklu yıldız gelerek ona çarptı; derken onun yüzünde bir kısım damlacıklar ve lekeler meydana geldi. Sonra da bu damlacıklar, güneşin etrafındaki peykler hâline dönüştü. Evet, güneşin hacmi o kadar büyüktür ki, o koca peykler onun etrafında ancak birer damlacık sayılabilirler.

468