Bu itibarla bu kabîl konularda kesip atma yerine, muhkemâta muvafakatı çerçevesinde imkân-ı aklîlere kapı aralamada yarar var. Önemli olan Kur’ânî çerçevenin korunmasıdır. Bana göre “Bu budur” deyip modern yorumcuların yaptığı gibi, konuyu çağın idrak seviyesine göre tek bir hususa bağlamak doğru olmadığı gibi, şer’î bir mahzur söz konusu olmadığı noktalarda ihtimalleri görmezlikten gelme de uygun değildir. Zira araştırmaya ve ilerlemeye bir esas ve teşvik ifade etmesi açısından, mevcut ihtimalleri ilim aşkına ve araştırma aşkına birer prim gibi sunma, Kur’ân’ın temel esprisiyle çelişmese gerek.
Ş. Göklere Çıkabilme ve Onun Zorlukları
“Allah (celle celâluhu) kimi doğru yola hidayet ederse, onun sinesini İslâm’a açar; kimi de saptırmak isterse, o kimse sanki göğe yükseliyormuşçasına onun göğsünü sıkıştırır ve tıkanıklaştırır, işte böylece Allah (celle celâluhu) imana gelmeyenlere rüsvaylık takdir eder.”115
Dipnotlar
- 113 “Ya Rabbenâ! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma.” (Bakara sûresi, 2/286).
- 114 “Allah’ın salâtı, Efendimiz Hz. Muhammed’e ve O’nun âl ve bütün ashabının üzerine olsun.”
- 115 En’âm sûresi, 6/125.