“Hz. Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: ‘Asân ile taşa vur!’ demiştik. O vurunca da derhal (taştan) on iki kaynak fışkırmıştı.”97 âyet-i kerimesi böyle bir hâdiseyi haber vermektedir.
Bu mucize, beşerin en sert kayaları sinesinde barındıran zeminin altından su ve hayatî şeyler çıkarma mevzuunda varacağı nihai nokta ve son sınırdır. İnsanoğlu, hiçbir zaman bunu aşamayacak ve bir asâ ile Hz. Musa’nın yaptığı işi yapamayacaktır. Fakat Hz. Musa (aleyhisselâm), gösterdiği bu harikulâde işle, yerden su çıkarma mevzuunda insanoğluna bir son sınırı işaretlemektedir ki, Cenâb-ı Hakk’ın vaz’ettiği kanunlara riayet eden beşer, bir asâ ile olmasa da elindeki değişik santrifüjlerle en sert toprak tabakalarından dahi sular çıkarabilecektir.
2. Hz. Süleyman’ın Mucizeleri
a. Kuşlardan İstifade Etmek
Kur’ân-ı Kerim, “Süleyman, Davud’a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi…”98 buyurarak, Hz. Süleyman’a (aleyhisselâm) verilen bir mucizeden bahsetmekte ve bu vesileyle bizlere, kendi dar dünyamızın dışında yeni açılım ufukları göstermektedir.
Bu âyet-i kerimeden ilk anladığımız şey, bir mucize olarak Hz. Süleyman’a kuşların dilinin öğretildiği gerçeğidir. Kur’ân, bu hakikati ifade ettiği dönemde kuşların kendilerine göre konuşup anlaştıkları bir dilleri ve anlaşma yollarının olduğu bilinmiyordu. İnsan dışındaki canlıların konuşmadıkları zannedildiği için de eski mantıkçılar, insanı “İnsan, hayvan-ı nâtıktır (konuşan hayvandır)” şeklinde tarif ediyor ve konuşmayı, onu diğer canlılardan ayıran temel vasıf olarak görüyorlardı. Onları kendi anlayışları içinde bırakalım; meseleyi çok iyi anlayan “Mantıku’t-tayr” isimli eserin yazarı Feridüddin Attâr, Lafonten’den asırlarca önce kuşları konuşturuyor ve hayvanların dili konusunda bize iç içe kapılar aralıyordu.
Dipnotlar
- 97 Bakara sûresi, 2/60.
- 98 Neml sûresi, 27/16.