Firavun’un yüksek kuleler yaptırtıp gökyüzünü rasata yeltenmesindeki saiklerinden birisi de, insanoğlundaki gökleri rasat merakı olduğu gibi, muhtemelen, Babil kulesinin projelendirilmesinde de bu merakın tesiri söz konusudur. Günümüzdeki göklerin fethi projelerinde de bu saik gözardı edilmemelidir. Şimdilerde buna ekonomik sebepler, uzay hâkimiyeti, hayata müsait yeni gezegenlerin keşfi, dünyanın değişik uydularla kontrol altına alınması.. gibi sebepler de inzimam edince, bugün de yarın da uzay her milletin matmah-ı nazarı olarak kalmaya, hatta her gün daha bir artan hırsla üzerinde durulmaya devam edecektir. Hırs artarak devam edecektir ama acaba göklere –yakın sema ve uzak galaksilere çıkmak kolay olacak mı? Kur’ân: “Sanki göğe çıkıyormuş gibi göğsü sıkışıp daralacak” diyor.
Burada semalara doğru yükselirken göğsün sıkışıp daralması dolaylı yoldan anlatılsa da imana karşı sinesi dar, kapalı ve tıkalı bir insanın yukarılara doğru çıkarken sıkışma yaşayan bir insana benzetilmesi gayet mânidardır. Bunlardan biri mânevî havasızlıktan sıkışmakta, diğeri de maddî havasızlıktan. Âyet, icmâlen vak’anın raporu şeklinde konuşsa da, yukarılara doğru yükselirken karşılaşılacak problemlerin başlıcasına işaret ettiği açıktır; havasızlık. Diğer problemler de, yerçekimi, sürtünme ve atmosfer şartları gibi hususlardır.
İnsanlık yükselme hedefinin uzaklık ve zorluğuna göre tekvînî emirlere riayet edip Allah’a sığındığı nispette, bugünkü feza teknolojisinin çok daha ilerilerine bir teşvik yapıldığı işareti alınabilir ki, Rahmân sûresindeki bir âyet, iyi bir donanımla arz ve sema kuturlarının aşılabileceğine sarahate yakın delâlette bulunmaktadır: “Ey cin ve ins topluluğu, gücünüz, takatiniz yetiyorsa, haydi geçin bakalım göklerin ve yerin çevresini ve çeperini; ama üstün bir güç, kuvvet ve tekvînî emirleri teshir gibi bir hâkimiyet olmayınca geçemeyeceksiniz.”117
Dipnotlar
- 117 Rahman sûresi, 55/33.