İçeriğe geç

Bugün gelinen nokta itibarıyla bazı ilim dallarıyla Kur’ân hakikatleri arasında bir farklılık söz konusu olsa da bunun sebebi, ilmin hâlâ iyi değerlendirilemeyişi veya bizim Kur’ân’ı yanlış anlayışımızdan kaynaklanmaktadır. Evet, ilim, nâehil ve inançsız insanların elinde kör kalacağı gibi, din de cahiller elinde hep yanlış yorumlanacaktır. Ben şahsen laboratuvarların, sınaî, ziraî, kimyevî ve fizikî araştırmaların, Allah’a gönül vermiş hakikat erlerinin elinde çok farklı şeyler söyleyeceğini düşünüyorum.

Hâsılı, inanan insanların ilim alanında söz sahibi olduklarında, ilimle Kur’ân’ın bir noktada birleştiği görülecek ve işte o zaman bizler de eşyayı olduğu gibi görüp yorumlama imkânını elde edeceğiz. Ne var ki şu anda miyop bakan ve renk körü olan çoğumuzun ciddî bir ameliyat-ı ruhiyeye ihtiyacımız olduğu da bir gerçek. Gönüller imana açılmadıkça ne ilmin ne de insanın ve insan cemiyetlerinin dengeli düşünmesi mümkün değildir.

Burada bir kısım nazariyeler arz edilirken kesinlikle Kur’ân’ı ilmin vesayetine verme gibi bir düşüncemiz olduğu zannedilmemelidir. Aslında Kur’ân böyle bir vesayetten müberra ve münezzehtir. Bunun tam aksine biz, ilmin doğru yorumlanması ölçüsünde Kur’ân’a yaklaştığını göstermeye çalışıyoruz. İlk hilkat, göklerin ve yerin yaratılması, küre-i arzda hayata müsait bütün şartlar hazırlandıktan sonra ilk canlı ve ilk insanın yaratılması, dünyanın yuvarlaklığı ve hareketi, dağların faydaları gibi konularda epistemolojik mülâhazalarla Kur’ân’ın sunduğu hakikatlere beraber bakmaya çalışıyoruz ki, bu da ele alınan konuların bilgi ve mârifet nazariyelerine uygun bir çizgide götürülmesi demektir.

D. Kur’ân ve İlmî Hayatımız

426