Buffon, Kant, Laplace, Maxwell, Sir James Jeans ve Bohr’un kâinatın oluşumuyla alâkalı ortaya attıkları faraziyeler, asırlar ve asırlar boyu birbirlerinden etkilenerek teşekkül edegelmiş nazariyelerdir. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’a gelince o, bu mevzuda farklı bir üslûp kullanır; teferruata girmez.. her şeyi meşîet ve ilâhî iradeye bağlar.. tabiat, esbab ve kendi kendine oluşuma kapılarını kapayarak: أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُۤوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَۤاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ“O kâfirler görmediler mi ki (evvelemirde) göklerle yer bitişik idi. Biz onları ayırdık; sonra her canlı varlığı sudan yarattık. Hâlâ inanmayacaklar mı?!”26 şeklinde ferman eder ki; âyet-i kerimeye göre bütün sistemlerin evvelemirde رَتْقًا“bitişik” hâlde olup, sonradan birbirinden ayrıldığı açıkça vurgulanmaktadır. Burada “ratk – bitişik”, Duhân sûresinde “duhân–bulutsu” her ikisi de tek kütle anlamına gelir ki, bu üslûba ve bu icmâle itiraz etmek kabil değildir. Garibtir bu âyet, daha ilk dönem Müslüman ilim adamları tarafından da bu çerçevede anlaşılmıştır. İsterseniz biz şimdi nüanslarıyla o gün nasıl anlaşıldığı üzerinde duralım. O dönem itibarıyla âyette geçen رَتْقًا tabiri üzerinde düşünce ve mülâhazalar şu üç husus üzerinde yoğunlaşmıştır:
1. İbn Ömer ve İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre âyet, “Başlangıçta semavattaki parçalar ve sema ile yer arasında bir alâka ya da bir alışveriş yoktu. Küre-i arz kuru, sema da bulutsuz idi.” şeklinde tefsir edilmiştir.
Dipnotlar
- 26 Enbiyâ sûresi, 21/30.