İçeriğe geç

Mekânda bir yer (hayyiz) tutan her şey ve her hareket, kendine has farklı farklı dalga boylarıyla birbirine karışmadan, kader kalemince bütün hususiyetleriyle mekâna kaydedilmektedir. Hiçbirinin yazısı diğerini bozmamakta ve varlıklar, bir cebr-i lütfî ile itaat hâlinde mevcudiyetlerini devam ettirmektedirler. Bir kudret eli, binlerce ve milyonlarca hâdiseyi kaderin pergeli üzerinde öylesine hassasiyetle işlemektedir ki, hiçbir hâdise diğerine karışmamakta ve umumî, hususî nizamı asla bozulmamaktadır.

Biz, böyle bir bakışla bütün bu baş döndürücü nizamın verâsında eşyaya şekil veren kudret elini, her şeyin temel kanaviçesi kader programını ve bu programın yaratıcısını biliyor ve her şeyi O’na bağlıyoruz. Yine biliyoruz ki, Allah (celle celâluhu), yarattığı bütün eşyayı, insanların nazarlarına, müşâhedelerine arz etmeden evvel, her şeyi bir hesap ve plana göre hazırlamış ve programa göre vaz’etmiştir. Zira kâinatta her zaman ve her yerde bir kudret, ilim ve iradenin tedbiri, tedviri ve tasviri görülmektedir. Bu kudret, önce ilmî kader ve programlar altında eşyayı tayin ve tespit buyurmuş, sonra da sırası gelene âdeta “Buyurun” diyerek onları sahneye sürmüş ve varlık sahasına çıkarmıştır.

Kâinatta, zâhirî yönüyle bir kısım karışıklık ve nizamsızlık varmış gibi görünse de, esasen bütün evrende baş döndürücü bir nizam ve âhenk vardır. Bir taraftan hemen her gün müşâhede ettiğimiz bir mumu, sobayı veya lambayı, diğer taraftan, dünyamızı aydınlatıp ısıtan güneşi göz önüne getirip düşünelim. Bunların her birinin bir ışık ve ısısı vardır ama hiçbirisi birbirine karışmamaktadır. Biz bunları, sahip oldukları farklı dalga boyları ile kolaylıkla birbirinden ayırırız. Dalga boylarının farklı olması, kâinatta cari olan bir kanundur.

516