Evet, kâinattaki her şey insanın emrine musahhar kılındığı hâlde o, böyle bir musahhariyetin idrak ve şuurunda olamama gibi bir körlük ve gafletle maluldür. İnsanlar pek çoğu itibarıyla nimetlerin şuurunda olsa da, Allah’ın bahşetmiş olduğu, onca lütuflara hakkıyla hamd ve şükürle mukabelede bulunanlar enderdir. Kur’ân, وَقَلِيلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ “Kullarımdan gereği gibi şükreden çok azdır.”44 der.
Allah başka bir âyette, değil şükrünü eda edebilmeye, verdiği nimetleri saymaya bile gücümüzün yetmeyeceğini bildirerek şöyle buyurur: وَاٰتَاكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَۤا إِنَّ الْإِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ“(Allah) size, istediğiniz her şeyden verdi. Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, sayamazsınız. (Doğrusu) insan, çok zalim, çok nankördür.”45
Evet, Mün’im-i Hakikî –gerçek nimet veren– sadece ve sadece Cenâb-ı Hak’tır. Evet her şeyi veren O’dur. Ama gel gör ki insan, çok nankördür ve bu nimetleri veren Zat’ı, hatta bazen verilen nimeti dahi unutup şükür ufkunda küfran-ı nimetlere düşer. Öyleki Hak’tan ona sağanak sağanak nimetler yağar gelir de o bunların hiçbirinden haberdar değildir.
Aslında Allah’ın in’am ve ihsan ettiği nimetleri saymaya gücümüz yetmez ama biz, şimdilik onlardan sadece biri üzerinde objektifimizi gezdirerek, kısmen dahi olsa ülfetimizi dağıtma denemesinde bulunacağız.
Dipnotlar
- 44 Sebe sûresi, 34/13.
- 45 İbrahim sûresi, 14/34.