İçeriğe geç

Şimdi, insanın yaratılışına bağlayarak konuyu biraz daha açalım: Cenâb-ı Hak, bir âyette, insanın yaratılışını nazara vererek, menşeinin bir su olduğuna ve suyun da bel kemiği ile göğüs kemikleri arasından çıktığına dikkati çeker:فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ۝خُلِقَ مِنْ مَۤاءٍ دَافِقٍ۝يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَۤائِبِ“İnsanoğlu neden yaratıldığına bir baksın! O, atılan bir sudan yaratıldı. (O su) bel kemiği ile göğüs kemikleri arasından çıkmaktadır.”80

Enteresandır, bu âyet, Kur’ân’a dil uzatan tâli’sizlerin tenkit ettikleri âyet-i kerimelerdendir. Evet, Kur’ân, “(O su) bel kemiği ile göğüs kemikleri arasından çıkar.” der. Onlar ise, annenin rahmine giden spermlerin erkeğin husyeleri (yumurtaları)nden çıktığını ve Kur’ân’ın bu beyanının ilmî gerçeklere aykırı olduğunu söyleyerek, “Bu, Kur’ân’ın yanılmasıdır.” derler. Şayet –hâşâ– bir yaratan mevcut olsaydı ve Kur’ân da O’nun kelâmı olsaydı, bu beyan, ilmin ortaya koyduğu hakikatlerle çelişen bir beyan olmayacaktı.” demektedirler.

Onların bu tenkidi, Kur’ân-ı Kerim’in literatürüne tam vâkıf olmadıklarını ve onu gerektiği gibi incelemediklerini göstermektedir. Zira âyet-i kerimede geçen الصُّلْبِ, insanın başının arka dibinden kuyruk sokumuna kadar uzanan arka kemiğine denir ki, bu kemik, “omurga kemiği” ve “bel kemiği” şeklinde de isimlendirilmektedir. Yeni Arapça sözlüklerde ise bu kelimeye, “karbon”, “karbonhidrat” ve “magnezyum” mânâları da verilmiştir. İnsanın menşeinin anlatıldığı bu âyet-i kerimede الصُّلْبِ kelimesinin özellikle seçilerek kullanılması oldukça mânidardır. Çünkü sperm ve yumurta denilen küçük canlılar, bu maddelerden mürekkep birer hücredirler.

538