Cümlenin kuruluşu ve kelimelere yüklenen mânâlarla âyet, güneşin, karardîde olabileceği bir noktaya doğru akıp gittiğini anlatır. Bu mânâ çok açıktır ve bunu herkes rahatlıkla anlayabilir. Öyle ki çok az Arapça bilen bir insan dahi bu mânâyı anlamada kat’iyen zorlanmaz. Hele, kelime ve harflere inildiğinde, daha geniş ve teferruatlı bilgilerin verildiği görülür. Bundan 500-1000 sene önce yazılmış tefsirlere müracaat edildiğinde müfessirlerin hepsinin âyetten aynı mânâyı anlamış olmaları da, bu yorumun ne kadar isabetli olduğunu göstermesi bakımından fevkalâde mânidardır. Yaklaşık hicrî 6-7. asırda geniş bir tefsir yazan Fahreddin Râzî ne demişse, ondan üç-dört asır önce yaşamış olan İbn Cerir de aynı şeyleri söylemiştir.
Evet, bunlar güneşi anlatırken, bugünkü bildiğimize yakın bilgiler vererek güneşin maddi âlemden bir nesne olduğunu ve bir nizamın parçası bulunduğunu ifade etmişlerdir ki, hayret etmemek elden gelmez. Dahası onlar bu sözlerini, sahabeden İbn Ömer, İbn Abbas veya İbn Mesud’a dayandırarak söylemişlerdir ki bu ayrı bir harika sayılır.
Burada meselenin en dikkat çekici yönü de, لِمُسْتَقَرٍّ ifadesindeki harf-i cerrin birkaç mânâya gelmesi ve her mânânın bugünün astronomi bilgilerini teyit edici mahiyette olmasıdır. Buradaki لِ harf-i cerrinin, eskiden beri dilcilerce üç mânâya delalet ettiği üzerinde durulmuştur:
1. لِ mânâsına,
2. فِي mânâsına,
3. إِلَى mânâsına.