İbn Zeyd, Fahreddin Râzî, Zeccac, İbn Kesir, Ebu’s-Suud gibi pek çok eski-yeni tefsirci bu âyeti, “Biz gökleri genişletmekteyiz.” veya “Göklerin çapını genişletiyoruz.” şeklinde anlamışlardır ki, konunun teferruatı bir tarafa, bu anlayışın araştırma ve yeni tespitlerin verileriyle çelişmediği, hatta vak’anın çerçevesi itibarıyla uyum içinde olduğu apaçıktır. Hele, genişleme ile alâkalı âyetin öncesindeki, “Biz Kendi güç ve kuvvetimizle kurduk.” ifadesi, bu mânâyı daha bir güçlendirmektedir.
Günümüzde kâinatın genişlemekte olduğu nazariyesi artık bilim adamlarının pek çoğu tarafından kabul edilen bir konudur. 20. asrın başlarında Amerika’da Wilson rasathanesinden duyurulan bir haberde, gerçekten de o güne kadar duyulup görülmemiş bir yeni iddia yer alıyordu. Gerçi daha önce ona benzer şeyler söylenmişti, ama bunların hiçbiri Wilson rasathanesinin fotoğrafladığı görüntüler kadar etkili olmamıştı.
Bu yeni tespitte, bir kısım yıldızların ve yıldız kümelerinin ışık spektrumları fotoğrafla belgelenmişti. Daha basit bir ifade ile söyleyecek olursak, renk spektrumlarından anlaşıldığına göre bir kısım yıldızların bizden uzaklaşması, spektral çizgilerin sona yani kırmızıya doğru kayması gibi bir durum söz konusuydu. Amerikalı bir uzman olan Dr. Hubble uzun süren araştırma ve gözlemlerinden sonra, bu hâdiseyi değerlendirerek Batı dünyasında ilk defa kâinatın genişlediği tezini ortaya attı. Bu iddia karşısında 1929’ların ilim dünyası, işin doğrusu hayret ve heyecana kapılmıştı.