Evet o, Allah’a inandığı, her şeyi O’na verdiği, eşyayı tesadüflerin sisli dumanlı dünyasından kurtarıp hakikî sahibine teslim ettiği an, her şeyi daha bir farklı duyar ve hisseder. Aksine o, inat edip nankörlükte bulunduğunda, duygu dünyası gibi arz ve hava da ona yüzünü ekşitecek, tayfun, fırtına ve hortum olup, belâ ve musibetler hâlinde algılanacaktır.
Evet, her şeye iman nazarıyla bakmak, eşyayı Kur’ân perspektifinden ele alıp tetkik etmek ve yorumlamak çok önemlidir.
“Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalksanız, sayamazsınız.”46
Nasıl sayacaksınız ki; Cenâb-ı Hak bir tek şeyi evirip çevirerek, ondan bin türlü nimet meydana getirmektedir. Öyle ki, insan hangi nimeti ele alsa, onun içinde ayrı bir nimetle karşılaşmakta ve kendini iç içe nimetler dairesi içinde hissetmektedir. Bu iman sayesinde o, havanın tatlı tatlı esmesini, denizlerin üzerinde küçük dalgaları meydana getirmesini ve bir âşık-mâşuk münasebeti içinde cilvelenmesini, tohumları aşılamasını ve saçlarını bir anne şefkatiyle okşamasını düşündüğünde devamlı farklı nimetlerle karşılaştığını duyar ve şükranla gerilir. Aslında, farklı keyfiyetlere bürünen bu nimet, gerçekte bir tek nimettir. Ama Cenâb-ı Hak, büyüklüğünün bir ifadesi olarak biri bin yapmakta ve bir tek nimeti insana bin nimet şeklinde sunmaktadır.
Şimdi de, Allah’ın bu büyük nimeti olan atmosferi çeşitli yönleriyle ele alıp, ilmin geldiği seviye ile Kur’ân’ın asırları aydınlatan beyanlarının nasıl mutabakat arz ettiğini görelim. İtiraf etmeliyim ki, Kur’ân’ı hangi tarzda ele alırsak alalım, içinde yetiştiğimiz çağın kültür ve bilim seviyesinin tesirinde kalmadan onu kendi hususiyetleriyle aksettirmek oldukça zordur.
Dipnotlar
- 46 İbrahim sûresi, 14/34.