İçeriğe geç

İnsan, iradesini iyi kullanıp, mârifet-i ilâhî istikametinde sarf eder ve Allah da (celle celâluhu) onun hidayetini murad buyurursa, o kişinin gönlünü İslâm’a açar ve kalbine de genişlik verir. Burada “insanın iradesini işin içine katmasını” biz ekledik. Çünkü selef öteden beri böyle durumlarda hep beşerin irade ve ihtiyarını nazara vermişlerdir. Yani onlar, insan iradesi olmadan o istikamette bir meşîet-i ilâhî taallükünü düşünmemişlerdir. Vâkıa Allah’ın irade ve meşîeti, insanın iradesine bağlı değildir. Allah, Mâlikü’l-Mülk’tür ve mülkünde her zaman dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Ama adalet-i ilâhî ve hikmet-i Rabbanî, O’nun kullara ait takdir, tayin ve hidayet ü idlâllerinde onların iradelerinin de taalluk etmesini şart-ı âdi olarak esas almıştır. İşte biz de burada kulun iradesini bu mülâhaza ile zikrediyoruz. Evet, insan, istediği şeyin peşine düşecektir ki, Allah da onun hidayetini murad buyurunca kalbine inşirah versin. Evet insan, isterse Allah da onun kalbine genişlik verir ve o kişi imandan zevk alır, zevk alır ve hayatını cennetlikler gibi yaşar.

497