İçeriğe geç

Kur’ân, burada fiili bu şekilde kullanarak kâfirin içindeki sıkıntıyı, hem bütün buudlarıyla hem de mûsıkîsiyle vermektedir. Böylece Kur’ân mazmun olarak günümüz insanının içine düştüğü bunalımlara parmak basmakta ve Allah’a imandan mahrumiyetin hâsıl ettiği dalâlete ve bu dalâletin gönüllerde meydana getirdiği sıkıntıya dikkatleri çekmektedir. Binaenaleyh bir bakıma muhatap, 20. asrın insanıdır. Zira 20. asırda yaşanılmış olan sıkıntı ve buhranlar günümüzde olduğu kadar hiçbir asırda yaşanmamıştır. Evet devrimizdeki küfür ve dalâletin sıkıntısı, semaya çıkılırken hissedilen sıkıntıya benzemektedir. Çünkü yukarılara doğru çıkıldıkça, havasızlıktan insan boğazı sıkılıyormuş gibi olmaktadır.

Bir insan semaya çıkmamışsa, elbette ki oranın havasızlığını ve insan göğsünün nasıl sıkıştığını bilemez. Ben, Asr-ı Saadet insanının bu âyeti nasıl anladığını bilemeyeceğim. Ancak, astronomik gelişmelerle, âyetin ifade ettiği mânâ bütün incelikleriyle ortaya çıkmış gibidir. Küfür ve dalâletin sıkıntı verici keyfiyeti anlaşıldığı gibi, yukarılara doğru çıkıldıkça, nefes almanın zorluğu ve oraların canlı hayatı için elverişli olmadığı da bugün artık tebeyyün etmiştir.

Teşbih, ya bir şeyi mübalağalı anlatmak veya gizli ve meknî maksatları ortaya çıkarmak, diğer bir ifadeyle, bilinen bir şeyle bilinmeyen bir şeyi anlatmak için yapılır. Meselâ, Allah’ın kuvvet ve kudretinin her yerde nasıl hâzır ve nâzır olduğu bilinmemektedir. Ama güneşin, şualarıyla her yerde herkesin başını okşadığı bilinmektedir. İşte Allah’ın kudreti de güneşin şualarına teşbih edilerek onun da her yerde hâzır ve nâzır olduğu böyle bir benzetmeyle ifade edilebilir…

499