Bugüne kadar bu mevzuyla alâkalı pek çok eser telif edilmiştir. Ne var ki bu eserlerin müellifleri daha ziyade, teknik gelişmeler ile bu gelişmelere ışık tutan âyetler arasındaki mutabakat ve muvafakate dikkatleri çekmeye çalışmışlardır. Yani daha çok Kur’ân ile hâlihazırdaki gelişmelerin uyumunu ortaya koymak istemişlerdir. İleride ilim nereye gidecek? İnsanlar teknik ve teknolojiyle alâkalı nelere sahip olacak? Kur’ân’ın teknik ilimler adına özel vaadleri olacak mı? Varsa, bunlar için şimdiden bir şeyler söylemek mümkün mü? Teknik gelişmelerden gaye nedir? Hayatın yegâne gayesi teknik yönden gelişmek midir? Kur’ân’ın bu husustaki tavsiye ve emirleri nelerdir?.. gibi hususlar üzerinde bir hayli kimse durmuştur. 18. asırdan itibaren, ikbali idbare dönen ve kendi değerleri açısından sarsıntılar yaşayan İslâm dünyasının aydınları, uyku-uyanıklık arası hep bu gibi hususları sayıklayıp durmuşlardır.
Dileğimiz o ki, şimdilerde olsun Müslüman araştırmacılar, bütün gayretleriyle bir kere daha Kur’ân’a yönelip, onu ilmî araştırmalarına esas yaparak, Allah’ın Kur’ân’da vaadettiği ilim, teknik, kültür ve medeniyette yeryüzünün hakikî mirasçıları olma şerefini elde etsinler.
Burada hemen şunu da ifade etmeliyim ki, asrımızda bir hayli yeni gelişmelerin olduğu da bir gerçektir ve bu bizim ümitlerimizi de kamçılamaktadır. Aslında, teknik ve medeniyetin zirvesine ulaşıldığı şu günlerde, insanlığı bir kısım ciddî tehdit ve tehlikeler beklemektedir ki, bunlar da ancak ve ancak Kur’ân’ın getirdiği esaslar ile aşılabilecektir. Son yılların ferdî, içtimaî, ruhî ve kültürel bunalımları bir kere daha göstermiştir ki, insanlık âlemi, içine düştüğü maddî boşluğu dolduracak yeni bir mânevî sisteme muhtaçtır. Bu arzu ve arayış onları er-geç İslâm’a yönlendirecektir. Bu itibarla da günümüzün Müslüman düşünür ve araştırmacılarına büyük işler ve vazifeler düşmektedir.