İlk bakışta, bıyığın, tırnakların, koltuk ve etek altındaki kılların uzaması insanın fıtratının bir gereği olduğu zannedilebilir. Hâlbuki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu hadis-i şerifiyle bunların uzamasının değil, kesilmesinin fıtrattan olduğunu ifade etmiştir. Bundan anlaşılan şudur:
İnsanların her zaman fıtrata ve fıtratın kanunlarına derinlemesine vâkıf olmaları oldukça zordur. Onlar bunu ancak, Kur’ân-ı Kerim ve Allah Resûlü’nden öğreneceklerdir. Nitekim Allah, “(Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah, insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratışında, nizamında değişme yoktur. İşte dosdoğru yol ve din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.”107 âyet-i kerimesiyle bu önemli hususu hatırlatmaktadır.
Zaten, kâinattaki bütün canlılara bakıldığında, onlara, Cenâb-ı Hakk’ın değişmeyen bu kanunlarının hâkim olduğu açıkça görülecektir. Şeriat buna Allah’ın vaz’ettiği esaslar mânâsına “fıtrat veya âdet-i ilâhî” der. Bununla, kâinatı yaratan el ile insanı halk eden elin aynı el olduğunu vurgular. Evet, kâinat ile insan arasında âdeta bir şiir âhengi vardır. Ve asıl mesele, insanın Kur’ân’a kulak vererek, kâinattaki o hâkim nizama uygun hareket etmesi ve “şeriat-ı fıtriye”nin kurallarına muhalefetle elimine edilmemesidir.
İnsan, Kur’ân’a kulak verip onu dinlediği, hareketlerini kâinatta cari olan kanunlara uydurduğu ve nizam-ı âleme uygun hareket ettiği nispette ruhen huzura kavuşur ve elemsiz bir lezzet, kedersiz bir zevk elde eder. Aksine o, kâinattaki kurallara riayet ederek bilim ve teknolojide ilerlemeler sağlasa da, Kur’ân’ı dinlemediği ve ona ters düştüğü durumlarda cinayetler, huzursuzluklar, haksızlıklar, şikâyetler ve değişik problemlerden kurtulamaz. Evet, Kur’ân’la beslenmeyen toplumlarda, ilim ve irfan hangi seviyeye ulaşırsa ulaşsın, haksızlıkların, cinayetlerin ve daha nice problemlerin önü asla alınamamıştır ve alınamaz da…
Dipnotlar
- 107 Rûm sûresi, 30/30.