Bu son safha ile artık kâinatta, mânâsının yanında maddesi olan, ruhu ve onunla içli-dışlı bir bedeni olan; fizikî mükemmeliyeti ölçüsünde metafizik derinlikleri de bulunan yeni bir varlık söz konusudur. İnsan, bu seviyeye geleceği ana kadar Kur’ân âyetlerinin işaretleriyle gerçek mahiyetleri ne olursa olsun, tafsilen şu safhalardan geçmiştir: Toprak, çamur, süzülmüş mineraller, yapışkan balçık ve bir şekle bulamaç gibi halitalardan mürekkep her türlü mükemmeliyete açık ilâhî ruhla serfiraz Allah’ın (celle celâluhu) halifesi eşref-i mahluk.. daha sonra insanoğlunun hayatında bütün bu safhalar, insan hususiyeti çerçevesinde teksir edilircesine devam edecektir ki, dikkatle bakanlar için mebde’ ile münteha arasındaki bu irtibat her zaman çok renkli bir süreç olarak zevkle temâşâ edilmektedir ve edilebilecektir.
Âdem ve Havva (aleyhimesselâm) ile mucizevî bir yaratılışla başlayan insanoğlu macerası, esbabın perdedarlığı ile âdiyât (sıradan hâdiseler) içinde sürüp gidecektir. İnsanların isteyip dilemesi ve Allah’ın (celle celâluhu) yaratmasıyla temadi edip duran yeryüzündeki insan hayatıyla hedeflenen asıl gaye, Yüce Yaratıcı’yı bilip O’na kullukta bulunmaktır. O, insana irade, şuur, his ve gönül vererek onu bütün varlıkların önüne geçirmesine ve Âdem’in şahsında onu bir mihrap hâline getiren irade ve meşîetine mukabil, insan da O’nu tanıma-tanıtma, sevme-sevdirme vazifesiyle vazifelendirildiğini bilmeli ve mutlaka “ahsen-i takvîm”e mazhariyetinin hakkını eda etmelidir.
R. Mucizeler Diliyle Kur’ân’ın Gösterdiği Ufuklar
1. Mucize-Sebep Münasebeti
Nebiler, değişik toplumların, mânevî olduğu gibi maddî terakkilerinin de rehberidirler. Toplumlar, onların gösterdikleri yoldan gittikleri, onları izledikleri sürece hem dünya hem de ahiret saadeti yoluna girmiş ve kurtulmuş olurlar.