Her şeyin sağlam bir şekilde ayakta durabilmesi için sağlam bir mesnede dayanması gerekmektedir. Kâinatta müthiş bir nizam ve intizam vardır. İnsan, varlığın ruhundaki bir takım hakikatlere ancak bu nizam ve intizam vesilesiyle ulaşabilmektedir. Bu nizam ve intizamın muallakta durması söz konusu değildir. Onun da mutlaka sabit bir mesnede dayanması gerekmektedir ki, işte o mesnet Allah’ın “Munazzım” ism-i şerifidir.
Kâinattaki her tekevvün, bir tertip ve tanzime bağlı meydana gelmektedir. Bu tertip, sabit bir hakikattir. Meselâ, bir yavru, sperm ile yumurtanın aşılanmasından, dünyaya geleceği ana kadar geçirdiği zaman diliminde, anne karnında cereyan eden bütün gelişmeler fevkalâde bir tertip ve tanzim içinde cereyan etmektedir. Bu, sabit bir hakikattir. İşte bu hakikate dayanılarak, aşılandığı andan itibaren yavrunun anne karnında, kaç aylık olduğu tespit edilerek gerekli müdahaleler yapılabilmektedir. Ama bu hakikatin de sabit bir mesnede dayanması gerekmektedir ki, o da Allah’ın “Hâlık”, “Rezzâk” ve “Musavvir” isimleridir.
Yine cansız gibi görünen tohumlar, toprağın bağrına atıldıktan belli bir süre sonra, önce küçük bir rüşeym, sonra da bir filiz hâlinde arz-ı endam etmektedirler. Derken bu filiz, bir taraftan yerin derinliklerine, diğer taraftan da yukarılara doğru dal budak salmaktadır. Ne var ki, bütün bu tekevvünler de yine kendi kendine olmayıp, “Tane ve çekirdeği yaratan Allah’tır.”105 hakikatine dayanmaktadır. İşte bütün bunlardan anlaşılan şudur ki, her şey lisan-ı hâliyle “Lâ ilâhe illallah” diyerek vahdâniyete şehadet eder ve bizi de bu yüceler yücesi hakikate uyarır.
Dipnotlar
- 105 En’âm sûresi, 6/95.