Şimdilik bu mevzu üzerinde uzun uzadıya durmayacağım. Ama şu kadarını ifade etmeliyim ki, kafası bir sürü faraziyelerle allak bullak olmuş bazı fıtratlar bunu anlamak istemeyeceklerdir. Aslında ne varlığın yaratılışında, ne de mevcudiyetini devam ettirmesinde tabiatın da esbabın da tesiri söz konusu değildir. Her şeyin yerli yerinde olması ve yüzlerce hikmetlere, maslahatlara bağlı bulunması bunu şiddetle reddeder. Ama gel gör ki insanımıza dinin ruhu, kitabın esrarı, İslâm’ın özü anlatılmadığından çokları iğfal edilebilecek şekilde yetişti; hatta bazı yerlerde yığınlar ilhad ve inkâra sürüklendi. Evet, bu gibi meseleler Kur’ân’da açıkça ele alınmasına rağmen ona inanıp onu okumaya çalışan insanların kaçta kaçı ilim, fen ve teknikle alâkalı ima, işaret ve delaletlerine muttalidir? Bu itibarla da Kur’ân’dan ve onun mânâsından uzak yaşayan insanımızın, ilmî ve fennî gelişmelere yabancı kalması tabiî olsa gerek. Günümüzde ilim adamlarının dahi ihmal ettiği bu yüce hakikatler bu şekilde ihmale uğruyorsa cahil kitlelerin hâlini varın siz düşünün…
Bu konuda bir diğer husus, bugüne kadar müspet ilimlerde dahi yani fizik, astrofizik ve jeofiziğe dair söylenen sözlerin hepsi, muhakkak ya da tartışmasız doğrular değildi. Bunlar arasında asırların anlayış ve kültür seviyelerinin tesirinde söylenmiş nice sözler vardır ki bu gün birer ustureden farkları kalmamıştır. Evet bu asra kadar astronomlar uzayla ilgili pek çok tez ortaya atmışlardı, ama eldeki imkânların darlığı, rasat aletlerinin iptidailiği vb. gibi sebeplerle bize intikal edegelen bilgilerin çoğu zan ve tahminden ibaretti.