Zaten bütün kâinatları yaratan Allah’ın kelâmının varlığa, tabiata, ilimlere aykırı olması da düşünülemez. Bu itibarla bizim Kur’ân’dan aldığımız bilgilerle varlıktan edindiğimiz malumat arasında –eğer doğru alabilmişsek– kat’iyen herhangi bir “çelişki” söz konusu olamaz. İlimlerle Kur’ân arasında tenakuz gördüğümüz yerlerde ya biz Kur’ân’ı yanlış anlıyoruzdur yahut ilimler adına ortaya atılmış bir kısım hipotezleri ilim zannediyoruzdur.
B. Fünûn-u Müsbete (Pozitif İlimler) Tabiri
Fünûn-u müsbete (pozitif ilimler), aklî ve nazarî bilimlerin aksine, tecrübe ve müşâhedeye dayanan ve farklı ispat yollarıyla doğrulukları tebeyyün etmiş kabul edilen ilimlerdir. Biyoloji, fizik, kimya, astronomi, tıp vb. gibi ilimlerin sübut bulmuş bütün meseleleri bu türdendir ki, biz bunlara ispatlanmış bilimler mânâsına “Fünûn-u müspete” diyoruz.
Bugünkü anlayışta pozitif bilimler, her zaman yanlışlanabilen teorilerden oluşmuş bilgi kümeleri veya kâinattaki yapılar hakkında tahmin yürütmemize imkân tanıyan araçlar olarak kabul edilmektedir. Ne var ki bunun mefhûm-u muhalifini alarak, tecrübe ve müşâhede sahasına girmeyen ilimlere “menfî ilimler” demek de doğru değildir.