İşte, böyle bir akıbete düşmekten korkun, sahilden ayrılmayın ve ilk fırsatta sefineye girmeye bakın!. Yani sürçme ve düşmelerinizle, tevbe arasında öldürücü fasılalara takılmayın. Yani hemen istiğfar ve tevbeye koşun! Kalb ve kafanızı daima murâkabe altında tutun; tutun ki, şeytan ve avenesi o mahrem açıklarınızdan içinize sızmasınlar. Hatta hayallerinizi bile mutlaka korumaya çalışın ki, o, hayallerinizde size fısk kapılarını açmasın. Evet, ona böyle bir adım atma cesareti vermesin. Çünkü her adım bir başka adımla neticelenir ve sonunda şeytan da asıl istediğini elde etmiş olur.
Böyle bir şeyin olmaması için, şeytandan size bir dürtü geldiğinde, hemen istiaze edip kendinize geliniz ve Rabbiniz olan Allah’a sığınınız… İşte her zaman üzerinde durulacak yol budur ve Kur’ân size bu yolu salıklamaktadır. “Allah’tan korkanlar, kendilerine şeytandan gelen vesveseler dokunduğu zaman, (Allah’ı) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.”136
İşte bu, şeytandan gelebilecek herhangi bir esinti, tesir ve tayf karşısında takva dairesine girmiş insanların tavrıdır. Hayallerinizde olsun, az çizgiden çıkmanız ve istikametinizi koruyamamanız, sizi onların kuklası hâline getirir. Aksine, gönlünüz takvaya, gözleriniz de hakikate açık olursa, ilâhî sıyanet altında sayılırsınız. Evet, takva ehlinin kalbine, gönlüne ve kafasına şeytanın yol bulup girmesi mümkün değildir. O, olsa olsa onların ancak hayal harimlerinin dış avlusunda dolaşabilir.
c. Dört Cihetten Saldırması
Şeytanın, insanoğluna olan kin, nefret ve düşmanlığı, Rabbi karşısında da onu bir hayli küstah hâle getirmiştir. O, önce Rabbinden mühlet istemiş, mühletin verilmesi üzerine de, tuğyan ve küfrünü ilan etmiştir. Onun bu tavrını Kur’ân-ı Kerim şöyle nakleder:
Dipnotlar
- 136 A’râf sûresi, 7/201.