1. İnsanlar henüz yaratılmadan önce gelip geçen cin taifesinin, o devrede yeryüzünün halifesi olması itibarıyla, onlara kendi içlerinden peygamberlerin gönderilmiş olması ve bu peygamberlerin, kendilerine yüklenilen irşad ve tebliğ vazifesini ifa etmeleri, o dönem itibarıyla gayet tabiîydi. Zira cinlerin mükellef olmaları bunu gerektiriyordu ki, daha önce zikrettiğimiz âyet ve hadisler de bu hususu desteklemektedir.
2. Hz. Âdem’in (aleyhisselâm) yaratılıp halife kılınmasından sonra ise, cinler insanlara tâbi varlıklar hâline getirildiklerinden, bu dönemden sonra insanlara gönderilen peygamberler, aynı zamanda cinlere de gönderilmiş olabilirler. Zaten, İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu da bu görüşü savunmaktadır.
3. Her iki görüşü telif edecek önemli bir nokta da bence şu olmaktadır: Allah (celle celâluhu) gönderdiği her peygambere, o peygambere has bir şeriat vermemiştir. Kur’ân-ı Kerim’den öğrendiğimize göre, sadece dört semavî kitap vardır ve bazı peygamberlere de sadece bazı sahifeler verilmiştir. Hâlbuki bir hadiste ifade edildiği üzere onca nebinin yanında, bir de 313 mürsel peygamber gönderilmiştir.62 Ve bu peygamberlerin hepsi de, risaletle görevlendirildiklerine dair Cenâb-ı Hak’tan emir almışlardır. Bu emri aldıktan sonra da behemehal irşad ve tebliğde bulunmuşlardır ki, peygamberliğin mânâsı da işte budur.
Dipnotlar
- 62 Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 9/4; Şuabü’l-iman 1/149.