İçeriğe geç

“Rabbimiz, biz kendimize zulmettik, olanlar hep bizim hatamızdan kaynaklandı. Seni dinlememe bir zulümdür; bir zulümdür ama biz bu zulmü işledik. Sen ise bize hep iyilik ettin. Bizi yoktan yarattın, vücud nimetini tattırdın. Sonra bize Cennet gibi bir yuva bahşettin ve bu yuvada bizi birbirimize enîs ve dost yaptın. Aramıza sevgi ve muhabbet koydun. Beraberce Cennet’in güzelliklerini ve Senin cemalini seyretme arzusu ile içimizi donattın ve coşturdun. Ne var ki biz, bütün bunların kıymetini bilemedik. Geçici de olsa hata ettik ve fasit bir dairenin içine girerek şeytanı hoşnut ettik. Hâlbuki onun amansız ve apaçık bir düşman olduğunu Sen bize önceden haber vermiştin; bir hata daha ederek bunu da unuttuk.. unuttuk ve memnu meyveye el uzattık.

Bütün bunlar oldu, ama neticede başkalarına değil, biz kendimize zulmettik. Zaten her günahın acı kaderi de budur. Günahkâr, ancak kendine zulmetmiş bir zavallıdır. İşte biz de, şimdi böyle bir zavallı durumundayız. Eğer mağfiretin imdadımıza yetişmezse, biz hepten hüsrana uğrar ve kaybedenlerden oluruz.”

Diğer bir rivayet, onların öğrendiği kelimeleri şöyle anlatır: “Seni tesbih ve takdis ederim Allahım. (Kurbiyetin noktasından) Sana hamd ederim. (Ben uzağım, Sen yakınsın) Senin ismin çok yücedir. Senden başka ilâh yoktur. Ben nefsime zulmettim. Beni affet, günahları ancak Sen affedersin.”109 (Senden başka kim günah affedebilir ki, ben onun kapısına gideyim. Benim onulmaz yaralarıma kim çare bulabilir ki, ona müracaat edeyim. Afüv Sensin, Gafûr Sensin, beni düştükten sonra a’lâ-yı illiyyîne çıkaracak yegâne Rab de yine Sensin.)

281