İçeriğe geç

Vücud (var olma) nimeti, nimetlerin en büyüğüdür. Zira diğer nimetler, vücudla bilinip takdir edilmekte ve neyin ne olduğunun farkına varılmaktadır. Bundan dolayıdır ki sık sık her iki taifeye: “İşte Rabbinizin hangi nimetlerini inkâr ediyorsunuz?” sorusu sorulmaktadır.. sorulmakta ve bu soruya muhatap olan herkes, kendisine bahşedilen nimetler karşısında şükre ve tefekküre sevk edilmektedir.

Yine bu sûrede insan ve cin taifelerinin hayat şartları farklı olduğundan ötürü, her iki taifenin kendi buudlarına göre “iki mağrib ve iki meşrık”ın tanzim edildiği ifade edilmektedir.45 Bir diğer husus da, doğu ve batı tabirlerinin her iki grup için ayrı ayrı mânâya geldiği keyfiyetidir. Yapılarındaki farklılığa rağmen, mekân hususiyeti aynı olsaydı, bu gruplardan birine mutlaka zulüm olurdu ve cin taifesi insana ait buudlarda gezip dolaşamazdı.

Öyle ise, her iki grubun kendi buud farklılıkları göz önüne alınarak, uygun mekânlar tahsis edilmesi, onlar için ayrı bir nimet buudu demektir.

Rahmân sûresi, nimetlerin tâdâdı ve nankörlerin tehdidi açısından âyet âyet her-iki taifeyi de kâh inşirahtan inşiraha sevk etmekte, kâh başları döndürüp bakışları bulandırmaktadır. Evet, her ikisi de hususî yaratılmış ve O’na kullukla serfiraz kılınmışlardır. Tabiî ki, bu mükellefiyeti idrak edip ve yaratılış gayesine uygun hareket edenler mükâfatlandırılacak, fıtratlarını bozup kulluktan ayrılanlar da cezalandırılacaklardır.

Rahmân sûresinde: “Rabbin makamından (hesap vermek üzere durulan yerden) korkan kimseye iki Cennet vardır.”46 denilerek bu iki taifeden mehâfet ve mehâbet ehline, iç içe cennetlerin vaad edildiği dile getirilmektedir.

236