İçeriğe geç

Mevlâna Şiblî kaydediyor: Hz. Mesih delikanlılık çağındaydı. Bir gün karşısına şeytan dikilmiş ve ona uygunsuz şeyler telkin etmeye çalışmıştı. Mesih, her defasında ona reddedici mukabelede bulununca, şeytan ona “Öyle ise sen Allah’ın oğlusun!” dedi. Mesih de, “Hayır, ben sadece bir kulum.” cevabını verdi. Şeytan, “Yeryüzünde senden aziz kimse yok!” dedi. O yine kendisinin bir kul olduğunu söylemekle iktifa etti. Râvi diyor ki: Mesih, canı dudağına gelmiş gibi sıkılmış, bunalmış ve cevap vermekten yorgun düşmüştü ki, işte o esnada Cibril imdada yetişti ve vurduğu bir sille ile şeytanı yerin dibine ve geldiği yere gönderdi. Şeytan artık, onun ruhuna karanlık duygular salamaz oldu. Çünkü o, Ruhullah’tı ve daha önce hakkında yapılan dua, makbul olmuştu.

Her insanda şeytanın bir nasibi ve lümmesi vardır. O, bu lümme yoluyla üfledikleri ile insanı tesir altına alır. Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu lümme meleklerce alınıp atılmıştır. Hâdise ya Efendimiz’in çocukluğunda ya da O’nu miraca hazırlama esnasında cereyan etti. Şöyle ki, kalbi yarıldı ve siyahımsı bir parça oradan alınıp atıldı. Bu müdahaleyi yapan gök sakinleri, o esnada birbirleriyle şöyle konuşuyorlardı: “İşte şeytanın O’ndaki nasibi budur!”132 (Yani artık O’nda şeytanın nasibi yoktur ve artık O’na şeytan temas edemeyecektir.)

Lümme-i şeytan, hakikat-i Ahmediye’den, âyân-ı sâbite keyfiyetiyle alınıp atılmış ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nazarı mütemadiyen Cenâb-ı Hakk’a müteveccih hâle getirilmişti. Bir başka ifade ile O’nun nazargâhı, hep ulûhiyet âlemi olmuştu…

b. İnsanın Cibillî Düşmanı

299