İçeriğe geç

“Bir zaman cinlerden bir topluluğu, Kur’ân dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Onlar geldiklerinde (birbirlerine) ‘Susun (dinleyin)!’ demişlerdi. (Okuma) bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüş ve şöyle demişlerdi: ‘Ey kavmimiz! Biz, Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola götüren bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun ve O’na inanın ki, (Allah bağışlanacak) günahlarınızı bağışlasın ve sizi bir acı azaptan korusun.’”41

Kur’ân burada sanki şöyle diyor: “Onlar Kur’ân’a kulak verip onu dinlesinler diye, onları köşe köşe, bucak bucak dolaştırıp Mekke’ye biz çektik. Onlar, seni duyunca, ciddî bir kulluk anlayışı içinde, âdeta arkanda divan durup saf bağladı ve birbirlerine: “Sesinizi kesin, dinleyin!” dediler.”

Böylece önemli bir hususun altını çiziyor ki, o da, Kur’ân’a karşı edebli olmaktır. Çünkü Kur’ân’ı dinleyip, gönüllere sindirmek için, evvelâ ona karşı edepli olmak gerekir. Zira Kur’ân, çehresindeki esrar perdesini ancak ona edeplice yaklaşanlara aralar ve sırlarla köpüren ilhamlarını onların kalblerine boşaltır. İşte bu durum, cinler için de aynıyla geçerlidir.

Evet, cinler, Kur’ân’ı ilk duyduklarında, onu edeple dinleyip âdeta onunla bütünleşivermişlerdi.. dahası, yıllardan beri ondaki sırra vâkıfmış gibi bir safvet ve duruluğa ermişlerdi. Daha sonra da onlardan her biri kendi mesuliyetini hissedip, Kur’ân uğrunda irşada koyulmuş ve Kur’ân’dan sinelerine akseden ilhamları hemcinslerinin gönlüne ulaştırmanın telaşına düşmüşlerdi.

İhtimal bunlar, Hz. Musa’ya inen Yahudi cinlerdi. Zira Kur’ân’ı dinler dinlemez, onun “Kelâmullah” olduğunu anlamış ve Allah Resûlü’ne iman etmişlerdi. Ve arkasından da ondaki sır, istidatlarındaki meknî hizmet düşüncesinin neşv ü nema bulmasını, onların heyecanla şahlanmalarını ve vazifelerinin şuuruna varmalarını sağlamıştı.

234