Ayrı bir rivayet de İbn Abbas’tan şöyle nakledilir: Hz. Âdem zellesi neticesinde ihtar alınca, Cenâb-ı Hak ile arasında şöyle bir konuşma cereyan eder. Söze Hz. Âdem başlar:
– “Rabbim, beni Kendi elinle (kudretinle) yaratıp bana Kendi ruhundan üflemedin mi?
– Evet öyle yaptım.
– Ne buyurursun acaba, ben tevbe etsem beni eski yerime döndürür müsün?
– Evet, döndürürüm.”110
Hz. Âdem (aleyhisselâm), bu rivayetlerden hangisiyle müracaat etmiş olursa olsun, onun böyle içten ve yürekten yönelişi, rahmet-i ilâhiyeyi gayrete, rahmet semasını harekete geçirmiş, geçici olarak kararmaya, kuraklaşmaya maruz kalmış olan Hz. Âdem’in gönlüne, oradan sağanak sağanak rahmet yağmış ve onun gönlünde yeni yeşermeler yeni filizler oluşmaya başlamıştır. Bu ümittir ki, Hz. Âdem’in canına can katmış ve tevbe arşiyelerini tamamlamada ona yoldaş olmuştur.
Kâdı Iyâz ise, Hz. Âdem’in tevbesini ve o tevbenin kabulünü şöyle bir tablo ile resmeder:
Hz. Âdem, dua dua yalvardı. Gözyaşlarını ceyhun etti.. evet, dergâh-ı ilâhiyeden uzaklaştırılması onu o kadar üzmüştü ki, bir türlü kendine gelemiyordu. Nihayet Cennet’ten aklında kalan bir hatıra onda yeniden dirilme ümidini şahlandırdı. Hz. Âdem, henüz Cennet’te iken, Cennet kapısında gördüğü bir levhayı seyre dalmıştı. Levhada “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” yazıyordu. Cennet’in girişi bu cümle ile süsleniyordu. Âdeta “Muhammed” ismi, birden Hz. Âdem’in karşısında temessül etti. “Allahım, beni Muhammed hürmetine affet!” dedi.
Dipnotlar
- 110 Hâkim, Müstedrek 2/545.