İçeriğe geç

Hırs, iç huzursuzluk ve bir çok mânevî hastalığı da beraber getiren bir hastalıktır. Hırslı insan emeline nail olabilmek için, zamanla inandığı esaslardan dahi taviz verebilir. Uzun emel ise, insana ahireti unutturur.

Burada, asrımızda çok yaygın olan dünya ve ukbâda insana hiçbir fayda sağlamayacak mahiyetteki boş ideallerin, şeytanın telkini olduğunu belirtmekte fayda var.

İdealizm: Varlığın düşünceden ibaret olduğunu söyleyen ve onun felsefesini, bu temel üzerine yerleştiren bir görüşün adıdır. Bu felsefe umumî mânâda, her türlü varlığı, düşüncenin bir meyvesi ya da bizzat düşüncenin kendisi kabul eden bütün anlayışlara açıktır.

İdealizm, Yunanca “İdea” kelimesinden türetilmiştir. “İdea” ise, sinirlerin intibahı olmaksızın, kafada canlanan bir hayal ve bir imge (gerçekleşmesine imkân bulunmayan veya gerçekleşmesi çok güç olan düşünce) demektir. Bu mânâda ideacılığın kurucusu Antik Çağ Yunan filozofu Platon’dur.

İdealistler, bütün hakikatin aslının “benlik”te olduğunu kabul ettiklerinden, nefsin ümniyelerini, her hakikatin menşei gibi farz ederler. Bu faraziye sebebiyle de, tarihte muvaffak olmuş bütün büyük adamları idealci kabul etmektedirler.

Tabiî ki iş bu kadarla da kalmaz; ulûhiyet ve nübüvvete ait meseleleri de bu yanlış yolla hallettiklerini ifadeden de geri durmazlar. Peygamberi bile, bir gaye-i hayale bağlanmış, sonra da nübüvvet davasıyla ortaya atılmış bir idealist gibi göstermek isterler. Ne kadar ters bir yaklaşım! Oysaki Cenâb-ı Hak, bu mevzuda şöyle ferman etmektedir:

308