İçeriğe geç

Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki, vesvese asla korkulacak bir şey değildir. Çünkü herhangi bir şahsa vesvesenin gelmesi, onda güçlü bir imanın bulunduğuna alâmettir. Sahabe-i kiramdan Efendimiz’e gelip, “Yâ Resûlallah, vesveseye müptelâyım.” diyen birine, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) cevabı: “Endişe edilecek bir şey yok; o mahz-ı imandır, imanın ta kendisidir.”117 şeklinde olmuştu.

Şeytan, sizde de iman sermayesi, ibadet hazinesi, namaz ve dine hizmet cevheri olduğunu bildiği içindir ki, korsanlık yapmakta ve size karşı sürekli taarruzda bulunmaktadır. Korsanlık, belki denizlerde yapılan şekliyle tarihe gömülmüştür ama şeytana bakan yönüyle, Âdem (aleyhisselâm) ile başlamış ve kıyamete kadar da devam edecektir.

Şeytan, kupkuru ve bomboş kalblerle uğraşmaz ve böyle sermayesiz kimselere vesvese okları göndermez. Deniz korsanlarının, her zaman hazine bulunan yüklü gemilere taarruz etmeleri ve define bulunan adalara saldırmaları gibi şeytan da, her zaman iman cevheri taşıyan kalblere hücum eder.

Vesveseye düşen mü’min, “Şeytan bütün cephelerde mağlup oldu; bu yüzden şimdi de imana, İslâm’a ait meselelerde vesvese ve şüphelerle beni meşgul etmek, hazineme el atmak istiyor; ama -inşâallah- benden bir şey koparamayacaktır. Bu, onun son çırpınışlarıdır; kapıma haydut kılıklı birinin gelip, birkaç gün el açtıktan sonra çekip gitmesi gibi, bir gün gelecek, o da benden bir şey koparamayacağını anlayınca çekip gidecektir. Zaten gitmese de kapılar ona sürmeli. Beni koruyan kale çok sağlam ve Allah’ın izniyle onun buna bir şey yapması söz konusu değildir.” diye düşünmelidir.

b. Vesvese kalbin malı değildir

287